3*
Ey İlah’ ım, nazar eyle
Halime, nun, kaf aşkına.
Bana lütf u ihsan eyle
Sırr-ı ‘Min Aref’ aşkına.
Sensin her bir derde ilaç,
Cümle âlem sana muhtaç,
Rahm et bana, bir kapı aç
Makam-ı refref aşkına.
Kandil, ber’ at ve nübüvvet,
Ha, mim, ya, sin, elham, ebced,
Dünya, ahret, cehim, cennet,
Ay, güneş, kevkeb aşkına.
Reyhani’ yi bir kul eyle,
Amalini makbul eyle,
Duasını kabul eyle
Saat-i eşref aşkına.
————————————————
3* Nun harfi, kaf harfi aşkına şu durumuma bir göz at ey Yaratan’ ım. Dertlerin ilacı sensin. Evrendeki her şey sana gereksinir. Bana refref makamı aşkına acı ve bir kapı aç. Kandil gecesi, Berat gecesi, Hz. Muhammed’ e peygamberlik verilen gece, ha harfi, mim harfi, ya harfi, sin harfi, Fatiha Suresi, ebced hesabı, ay, güneş, yıldızlar aşkına. Reyhani’ yi iyi kullarından say. Yaptığı-ettiği işleri olduğu gibi pekilen ve eşref saat aşkına yakarışını kabul et.
Aşığın burada kullandığı ‘Eşref Saat’ sözcükleri ‘Şansın açık olduğu saatler, uğurlu anlar’ anlamındadır. Uğura, şansa inanan metafizik eğilimli kimseler, varlığına inandıkları bu tür anlarda yaptıklarının-ettiklerinin kendilerini kazadan-beladan uzak tutacağını varsayarlar. Çağında ‘Konstantinopolis’ adı verilen ‘İstanbul’ un böyle bir eşref Saat’ te kurulduğuna inanılır. Kentin bulunduğu yere gelen eski Roma’ lılar, buraya Kral’ larının adını verebilecekleri bir kent kurmayı tasarlarlar. Ancak, temellerini atabilmek için ‘Eşref Saat’ e gereksinirler. Kral, ‘Müneccim’ lerinden yani ‘Astrolog’ larından ‘Eşref Saat’ i belirlemelerini ister. Adamlar, sarayın temellerinin atılacağı yerlere direkler dikerler, bunlara ipler bağlayıp üstlerine çıngıraklar asarlar ve uğurlu saati beklemeye koyulurlar. Saat geldiğinde; çıngıraklar ardı ardına çıngırdanacak ve temeller de atılacaktır. Bekleyiş günler sürer ve günlerden bir gün bir leylek yerde bir yılan görür. İnişe geçer, yılanı gagalar, yükseklere kaldırır. Amacı; içgüdüsel olarak hayvanı aşağılara bırakıp öldürmek ve inip yemekten ibarettir. Ancak, yükseklerden bıraktığı yılan, taşlık-kayalık bir yere düşeceğine, müneccimlerin gerili iplerinin birinin üzerine düşer. Çıngıraklar çıngırdar: Eşref saat gelmiştir. Temel atılır. Fakat kentin eşref saatinin hükmü 1453 yılından öteye de geçemez.
E
4*
Bilmez oldum hangi yöne gideyim,
Dağlar sis içinde, duman çöllerde,
İki başlı olmuş her türlü halim,
Hancı dağ başında, kervan çöllerde.
Talihsiz insanım, bahtım çok kara,
Köle oldum ben bir, nazlı nigâra,
Korkarım öldürür beni bu yara,
Hasta dağ başında, derman çöllerde.
Gönül sevdiğini nişangâh eder,
Ağlaya ağlaya maksuda gider,
Gizlice hıçkırır, gizli ah eder,
Avcı dağ başında, ceylan çöllerde.
Âşık Reyhan, aşk elinden dert alır,
Güman var ki; tatlı canı mert alır,
Belki bir harami yahut kurt alır,
Sürü dağ başında, çoban çöllerde.
———————————————————
4* Ne yapacağımı, ne edeceğimi bilemez oldum. Dağlarım sis içinde, dumanım çöllerde. Ona el atsam; buna zarar veriyor, buna el atsam; onu yaralıyor. Çölde kervanıma han arıyorum, han ta dağların başında. Ne kadar şanssız bir insanım ki; nazlı bir sevgiliye kalkmış da köle olmuşum. Ben nerelerde hasta düşmüşüm, dermanım ta nerelerde. Bu yara beni öldürmez de ne yapar? Aşk Âşık Reyhani’ ye sadece üzüntü getirdi. Nasıl olsa; ben bu yolda bu canı vereceğim ama umarım ki; tatlı canımı bir namert almasın da, hiç olmazsa mert alsın. Canımı uğruların, kurtların alması bile bir namerdin almasından yeğdir. Çobanlığıma aldanmayın; sürümü dağ başında bırakmış da düşmüşüm çöllere.
Âşık ikinci dörtlüğünde; sevgiliden ‘Nigâr’ olarak söz etmektedir. Burada bir gerçeğe yöneliş değil, bir imreniş ve yansılama vardır. Zira ‘Nigâr’ ın, Köroğlu’ nun ‘Telli Nigâr’ adıyla ünlü sevgilisi olduğunu bilmekteyiz. Dahası; Reyhani’ nin çevrelerinde sazı eşliğinde Köroğlu Destanı’ nı, arkasını bir sonraki gecelere bıraka bıraka söylediğini de biliyoruz. ‘Hanım’ı n yerine ‘Nigâr’ ı koymasının bundan kaynaklandığı konusunda pek de bir kuşkumuz yoktur.
5*
Nasıl ağlamayım? Nasıl yanmayım?
Yar aşkı sinemi sardı bir kere.
Verdiğim ikrardan nasıl döneyim?
Âşıklar ikrarı verdi bir kere.
Yaramaz bir işe yarayan boştur,
Aklı noksan olan zaten sarhoştur,
Mürşid-i Kamil ‘i arayan hoştur,
Girenler yollara girdi bir kere.
Kendi bildiğine kanmamak lazım,
Herkesi günahkâr sanmamak lazım,
Ateşi görünce korkmamak lazım,
İbrahim de nara girdi bir kere.
Kamil isen; kayıp etme kemalin,
Mevsimsiz rüzgâra uğratma dalın,
Sofi her gün görmek ister cemalin,
Âşık Rayhani ‘nin derdi bir kere.
———————————————————
Sevgilinin aşkı göğsümü böylesine sarıp sarmalamışken ben nasıl ağlamayayım, nasıl yanmayayım? Ona verilmiş ‘Evet’ imden nasıl dönebilirim? Seven sevdiğine ‘Evet’ dedimi demiştir. Değersiz işlerle uğraşanlardan daha boş kim vardır? Akılsızlıkla sarhoşluk arasında fark mı olurmuş? Mürşid-i Kamil yani ‘Noksansız yolgösteren’ aramanın zamanı mıdır? Bilenler o yola zaten girdiler bile. Kendi bildiğinle yetinmeye kalkma; eksik kalırsın. Sakın, her gördüğünü günahkâr sanma. Ateşi görünce neden korkuyorsun ki? İbrahim de o ateşe girmemiş miydi? Noksansızsan; noksansızlığını koru ki; noksanlı olmayasın. Mevsimsiz rüzgârlara sırtını niçin veriyorsun? Sofilere kalsa; onlar Yaratan’ ın yüzünü her gün görmek isterler. Oysa Âşık Reyhani bir kere de görmeye razı.
Aşığın üçüncü dörtlükte sözünü ettiği ‘İbrahim’, kendisine ‘Peygamberlerin Atası’ da denen ‘Hz. İbrahim’ dir. Hz. Muhammed ünlü ‘Veda Hutbesi’ yani ‘Ayrılış Söylevi’ nde ‘Bugün sizlere dedem İbrahim’ in hanif olan dinini tamamladım.’ Demek suretiyle getirdiği İslamiyet’ in İbrahim Dini temellerine dayandığını belirtmiştir. Söylencelere bakılırsa; Hz. İbrahim Nemrud yönünden ateşlere atılmış fakat yanmamıştır. Çevresi ateş ve alev yerine güllerle, çimenlerle çevrilmiş, tümüyle yanıp biten odunlar balığa dönmüşlerdir. Urfa’ daki Balıklı Havuz’ daki balıkların bu balıklar olduğu söylenir, olayın Urfa ‘da vuku bulduğundan söz edilir. Zira Urfa Peygamberler Kenti’ dir. ‘Nemrud’ ‘Acımasızlık’ ın simgesidir. O Nemrud, gerçekte Babil Kralı Nakubadnazar’ dır. Anlatıldığının tersine; kendisi acıyan, esirgeyen, herkese eşitlikle ve hakça hükmeden, ülkesini refaha, varlığa ve şana götüren bir kraldır. Dünyanın 7 harikasından biri olan Babil Asma Bahçeleri, bu hükümdar yönünden gerçekleştirilmiştir. Bilinen; Hz. İbrahim’ le Nabukadnazar ‘ın çağdaş olmadıklarıdır.
Şiir 6+5 duraklı 11′ lik hece ölçüsündedir. Durakları baştan sona böyle ve kusursuz gitmektedir. Yazık ki; âşık, dörtlüklerinde anlamı kafiyelere kurban etmektedir. Kafiyelerin ‘Verdi bir kere, Girdi bir kere, Girdi bir kere, Derdi bir kere’ olduklarına bakılırsa; kafiyede bir kekeleme olduğu söylenebilmektedir. Dahası; ilk üç dörtlüğün ‘Sardı, verdi, girdi, girdi’ den ibaret kafiyeleri buradaki fiillerin birer ‘Di’ li Geçmiş Zaman’ ından ibaret oldukları halde, son dörtlükteki ‘Derdi’ sözcüğü bir addan ibarettir ve bu kafiyelerdeki paralelliği ister istemez bozmaktadır.
Son dörtlükteki ‘Dalın’ sözcüğü, ikinci şahsı gösteren bir mülkiyet zamiridir. Yani bir Pronom Personel’ dir. Erzurum ağzı kaynaklıdır. Aslı ‘Dalını’ yani ‘Sırtını’ olmalıdır. Ağaç dalı anlamında söylendiği öne sürülse de; ‘ı’ harfinin kafiyeye kurban edildiğini söylemeden geçemeyiz.
Bu Yazıyı Paylaşın