Kas 19 2008

Gönlüme Hüzün Çöktü

Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 10:51

Gönlüme hüzün çöktü kararan akşamlarla,
Yine peşine düştüm yorulmuş kervanlarla,
Bu güzelim dünyada vermeden son nefesi
Bilmem gelecek misin yemyeşil baharlarla.

Gel artık, gel sevgilim, ömrüm boşa geçiyor,
Yüreğim şamdanlarda muma dönmüş, eriyor,
Çırpınan bir kuş olmuş ruhum demir kafeste
Adını her anışta ölüyor, can veriyor.

Bu al renk dudağın mı, kan gibi, gurublarda?
Batan güneş sen misin, orada, uzaklarda?
Sen misin durgun deniz, bu mavi gök, uçan kuş?
Sen misin bu ürperen, ağarmış şafaklarda?

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 – 2003)’ nun

ERZURUM SANKİ YAYLA isimli Hece Şiirler’ inden > 15 -16/100)

Etraf'tan rastgele
  • Susma
  • Yine Bir 10 Kasım Daha…
  • Aşk...
  • Doyumsuz
  • Sahte Paralara Dikkat!

  • Kas 19 2008

    Dam Üstünde Saksağan

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 10:51

    Çok garip bir dünyada yaşıyoruz nasılsa,

    Ne olurdu ters işler az birazcık düz olsa,

    Kötüler iyilerden birer birer ayrılsa,

    Kim istemez kalkıp da güzel şeyler yazmayı?

    Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

    Bilettir satılıyor berber dükkânlarında,

    Piyangonun işi ne insanın sakalında?

    Milyarı düşünenin saç mı kalır aklında?

    Herkes istiyor oldu servetlerde yüzmeyi,

    Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

    İlaç dışında her şey mevcuttur eczanede,

    Oyuncağın her türü vitrini süslemede,

    Fotokopi cihazı müşteri beklemede,

    Her eczacı satmalı kundurayı, çizmeyi,

    Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

    Su akardı eskiden görkemli pınarlardan

    Ve de söz edilmezdi paralardan, pullardan,

    Şimdi varsa içilir su karton kutulardan,

    Öğrenmeliyiz artık suyu ipe dizmeyi,

    Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

    Kalkıp doktor oluyor şair ruhlu olanlar,

    Bakıyorsun yargıçtır cebirden anlayanlar,

    Sünnetçi olamaz mı bu gidişle bayanlar?

    Bağlarsa şaşmamalı erkek başa yazmayı,

    Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

    Emekli eski müdür olmuş esnaf pazarda,

    O sebze satamaz mı bütün herkes satar da?

    Yanlış düzeltilmez mi her gün göze batar da?

    Durun balık öğretsin bize suda yüzmeyi,

    Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

    Kuyumcunun işini kalkıp aşçı yapar mı?

    Hak yerini bulursa hiç kıyamet kopar mı?

    Dünyada iyilerden daha üstünü var mı?

    Sarhoş kafa bulunca seyreyle sen sızmayı,

    Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

    DAT DARA LİLLİM isimli Şiirsel Gülmeceler ‘inden > 65 -66/100)

     

    Etraf'tan rastgele
  • Acıdı
  • İsyanım Var.
  • Sevgilim...
  • Var Mı Ötesi?
  • Seher Yıldızım

  • Kas 18 2008

    Pişmanlıklar Sayfası Oldu Beyaz Kâğıtlar

    Etiket: Etraf Yazılarıheartthief_hsyn @ 22:15

    Boşluklarımı dolduruyorum beyaz sayfaya,
    Kalemle yazmıyorum gözlerimle dalıyorum,
    Senle geçmiş o güzelim günlerle hatıraya,
    Kirpiklerimden süzülen damlalarla nokta koyuyorum.

    Ne kadarda temiz beyaz sayfa,
    Senin beni kirlettiğin gibi kirletiyorum onu,
    Önüme baktığımda ben, sen ise arkasında ,
    Tüm pişkinliğinle gülüyorsun serseriliğinin arkasında,

    Çok beyaz sayfa yırttırtın uykusuz gecelerimde,
    Sensizliği şakağıma dayadığımda sinsi gözlerinle,
    İsyankar olmadığım zamanlardaki isyankar sözlerinde,
    Nasılda kandım inandım kendi benliğimde,

    Sana yazdığım beyaz sayfalar kadar temiz değilmişsin,
    Haksızlık ettim onlara senin için kirlettim,
    Ne kadar kızıyorlardır bana oncasını mahvettin,
    Dilleri olsa da konuşsalar sana neler vaat ettim.

    Pişmanlıklar sayfası oldu beyaz kağıtlar,
    Senden arta kalan lüzumsuz kırıntılar,
    Bir bir yırtıp atıyorum bendeki sığıntılar,
    Geleceksin biliyorum olmayacak o eski sarsıntılar…

    Hüseyin AKÇAM

    Etraf'tan rastgele
  • Yol..
  • Çorum'dan Adam Çıkmaz!
  • İşte O An...
  • Yaylaya Da Gidek
  • Arşiv

  • Kas 18 2008

    Ekmeğin Vefatı

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 09:49

    Ekmek rahmetlik oldu gece sabaha karşı,

    Feryat içinde kaldı hem mahalle, hem çarşı,

    Gelip ağıt yaktılar bilcümle konu komşu,

    Ekmek canverdi billâh, baki kalan bir Allah.

    Çok efendi insandı, kırmazdı hatır gönül,

    Konuşurken olurdu gül yanında bir bülbül,

    Cartayı çekti işte, ister gül, ister üzül,

    Ekmek canverdi billâh, baki kalan bir Allah.

    Yoksul zengin demeden herkesle geçinirdi,

    İnsan hamal da olsa severdi, beğenirdi,

    Bir yana atılmaktan tiksinir, iğrenirdi,

    Ekmek canverdi billâh, baki kalan bir Allah.

    Aldatılmıştı Ekmek, Peynir Hanım eliyle,

    Peynir kaçıp gitmişti bir gün zengin biriyle,

    Ekmek de dul kalmıştı iki-üç zeytiniyle,

    Ekmek canverdi billâh, baki kalan bir Allah.

    Zeytinler tez büyüyüp terk ettiler babayı,

    Koydular bir başına bu bayat fukarayı,

    Yıllarca yedi durdu herkesten paparayı,

    Ekmek canverdi billâh, baki kalan bir Allah.

    Çok beter çile çekti, çok ezildi, üzüldü,

    İçi-dışı karardı, yüzü-gözü büzüldü,

    Gofretten farksız oldu, zayıfladı, süzüldü,

    Ekmek canverdi billâh, baki kalan bir Allah.

    Doktor çaresiz kaldı başında yatağının,

    Canı-manı çekildi elinin-ayağının,

    Allah nurlar yağdırsın üstüne toprağının,

    Ekmek canverdi billâh, baki kalan bir Allah.

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) nun

    DAT DARA LİLLİM isimli Şiirsel Gülmeceler ‘inden > 69 -70/100)

     

    Etraf'tan rastgele
  • Yaz
  • Nevruz Bayramı
  • Seni Seviyorum
  • Kabrimi Merak Ettim...
  • 'Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine' Sinemalarda

  • Kas 18 2008

    Yandı Cıbılın Derisi

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 09:47

    Bir oy vardı, o da gitti,

    Yandı cıbılın derisi.

    Bir dönemlik kavga bitti,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Memur bekler ive,ive,

    Eveliye, geveliye,

    Gözlüyor ki; çok zam gele,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Esnaf ummasın kredi;

    Krediyi karga yedi,

    Çalakanat uçup gitti,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Bankacılar kaygılarda,

    Senet-menet icralarda,

    Kr geçer rüyalarda,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Çiftçi eker kuru soğan,

    Aş kalmasın diye yavan,

    Buğday satsa doymaz adam,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Suçlu genel affı bekler,

    Beklendikçe af emekler,

    Bir boşansa örümcekler

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Nah işçiye emeklilik,

    Bekârlara nah evlilik,

    Kapılarda zırdelilik,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Derdim binbir oldu, anam,

    Bize geçim-meçim haram;

    Bir garsonla bir kaymakam,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Ayva yiyor dalı silken

    Ama ayva yemek erken,

    Kaptan henüz pupa yelken,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Demiryolcu yutmuş hapı,

    Gırtlakta kazığın sapı,

    Açılmazsa bir son kapı;

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Sütçü süt-müt sağmaz oldu,

    Yağan yağmur yağmaz oldu,

    Bebek korkup doğmaz oldu,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Kira-mira bir alamet,

    Kontrolsüzlük rahat gayet,

    Bu mu acep ol kıyamet?

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Bir ton odun aylığa denk,

    Refah-mefah dilde persenk,

    Borçlar oldu hevenk hevenk,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Alavere, dalavere,

    Varlık, bolluk hak getire,

    Girdi Kürt Memed nöbete,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Kuru soğan ikibuçuk,

    Otuz lira en pis sucuk,

    Arka atar hep üçbuçuk,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Gelmez olsun böyle zaman,

    Pahalılık arttı yaman,

    Nerye baksan, tozla duman,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Nüfus ağır basar oldu,

    Vadedenler susar oldu,

    Dost dostuna küser oldu,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Bebek ağlar ‘Süüüt…Süüüt…’ diye,

    Süt olsa da zaten hiyle,

    Gidiyoruz ‘Düüüt…Düüüt…’ diye,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Gider misin ta Dimyad ‘a?

    Hızır gelse; boş, imdada,

    Düzen böyle bu dünyada,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    Cıbıl yandı, deri yandı,

    Cıbıl yine uyanmadı,

    Anlatıldı. Anlamadı,

    Yandı cıbılın derisi.

     

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933- 2003) ‘nun

    NENNİ DE FERİDE ‘M, NENNİ isimli Taşlamalar ‘ından > 1 2-16/104)

    Etraf'tan rastgele
  • Ülkemiz ve Güvenliğimiz
  • Meçhuldü sevdam benim, cümlelerimin devrikliği bu yüzden.
  • Oyun Devam Edecek
  • Cennetten Esinti...
  • Şiirsin

  • Kas 17 2008

    Sevmek Nasıl Anlatılır?

    Etiket: Etraf YazılarıMelik Kokluk @ 18:50

      Seni sevmek kadar güzel bir şey olamaz! Seni yazsam, kalemler tüketsem sana olan sevgim tükenmez. Adını kağıda yazsam şiir gibi olur. Kalbimdeki yazın destandır ancak. Seni seviyorum dedikçe güller açar, gül yüzünde, beyaz meleğimsin, sayfalar dolar taşar sevginle.

      Nasıl anlatmalı başka türlü seni çok sevdiğimi?  Kimisi bir eylem ile anlar çok sevildiğini, kimisine bir gülüş yeter. Kimisi hediye aldığında sevildiğini hisseder. Kimisi de sürprizlerle anlam bulur?

      Sevginin birçok anlatılma, hissedilme şekli varsa da, kişiye göre farklıdır. Sevdiğimizi hep sözcüklerle mi ifade edebiliyoruz? Peki, yeterince hissettirebiliyor muyuz?

       Fark ettim de en çok sevdiklerimiz, en az seni seviyorum dediklerimiz.

    Etraf'tan rastgele
  • Yandı Cıbılın Derisi
  • Hayatımızın En Önemli Unsuru Olan Enerjiyi Ne Kadar Doğru Kullanıyoruz?
  • Çocuklara Okuma Alışkanlığı Kazandırmanın Yolları
  • Seni Seviyorum
  • Yarınları Yarınlara Bıraktım

  • Kas 17 2008

    Rüya

    Etiket: Etraf Yazılarıheartthief_hsyn @ 18:32

    Seni tanımıyordum, adını bilmiyordum,
    Her Rüya da karşılaşmalarımızda beni kuşatıyordun,
    Yaşanmışlıklarının içinde boğulduğunu biliyordum,
    Ne zamandı tanışacağımı hatırlamak istiyorum,
    Hangi meçhul gün,
    Geceye mi gündüze mi denk gelecek kavuşmamız?
    Yangından kaçırırcasına kaçacak mı hep bedenin,
    Yoksa koşacak mı aynı hazla yüreğin,
    Sıkılmaktan bile sıkıldım beklemelerden,
    Kır şu kabuğunu kararsızlıklar içindeki buhranlardan,
    Birini birinden esirgeme,
    Adın gibi Rüya da yaşatma beni canlıyken Yorgunum . . .

    Hüseyin AKÇAM

    Etraf'tan rastgele
  • Yandı Cıbılın Derisi
  • Seher Yıldızım
  • Ölümün Ardındaki Sır...
  • İyi Niyetim...
  • Denizler ve Küresel Isınma

  • Kas 17 2008

    Ağlayan İhtiyar

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 11:04

    Ağlama ihtiyar, yüreğim kanar,
    Sana her bakışta yaralanırım.
    Böyle mi ıslanır çökmüş yanaklar?
    Halini gördükçe paralanırım.

    Yemedin yedirdin çocuklarına,
    Kulla-kurban oldun ayaklarına,
    Canından can verdin varlıklarına,
    Düşünüp durdukça duyarlanırım.

    Her biri büyüdü geçen zamanda,
    Birer iş kurdular şu ve bu yanda,
    Kızların evlendi gereken anda,
    Duydukça öğrenir, yararlanırım.

    Derken eşin öldü, kaldın çaresiz,
    Sığındın onlara ayaksız-elsiz,
    Yaşadın korkarak ağızsız-dilsiz,
    Yerlerinde olsam; çok arlanırım.

    Sevmedi gelinler, irdedi damat,
    Seni yük saydılar evlada inat,
    Onlara kalsaydı bari kâinat,
    Aklım zorlanır da zararlanırım.

    O attı top gibi bunun sırtına,
    Bunun evinde de koptu fırtına,
    Varsın ellerine yaksınlar kına,
    İnsanım; onlarla karalanırım.

    Sonunda attılar huzurevi ‘ne,
    Büyük iş yaptılar sevine-güle,
    Yıllarca bekledin; biri görüne,
    Yanarım yerine, çıralanırım.

    Bayrama güvendin ta arefeden,
    Ne bir gelen oldu, ne de bir giden,
    Ağlamaktan başka ne gelir elden?
    Ağlama. Yerine sıralanırım.

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun
    ERZURUM SANKİ YAYLA isimli Hece Şiirlerinden > 98-100/100)

    Etraf'tan rastgele
  • Yeniden Deneme Arzusu
  • Sorumluluk
  • Ben Terbiyeyi Terbiyesizlerden Öğrendim.
  • Bitişin Başlangıcı
  • Yeter

  • Kas 17 2008

    Kitap Ortasından Laf Değil mi Bu?

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 11:03

    Eli-yüzü düzgün bir laf edeyim,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Biraz edeplice caf caf edeyim,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Pire bulunurmuş ancak itlerde,

    Bitse bulunurmuş hep yiğitlerde,

    Bu yüzden tıkandık kör bir derbentte,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Azla yetinmeyen bulmazmış çoğu,

    Ondan mı habire bulmuş eloğlu,

    Ampulü yaratmış az görüp mumu,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Atla yetinen mi buldu treni?

    Piyade olanlar netsin freni?

    Uyan ki göresin gökte gezeni,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Bilenler demişler; ‘Söz gümüş olsa,

    Sükût da altındır.’ Nasıl altınsa,

    Duranlar düşermiş, deh yavrum, sol sa,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Saklanan samanın zamanı gelmez,

    Samanlar zamana hiç direnemez,

    Milyonu saklasan beş para etmez,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Kırılırmış testi hep suyolunda,

    Sanki testi kalmış elin oğlunda,

    Testi kıracaksın suyu buldun da,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    İti an ve fakat değneği alma,

    Adı anılırsa it gelir sanma,

    İtler her yerdedir, boşa aranma,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Gör elin gözünde her ne çöp varsa,

    Görme, gözündeki mertek de olsa,

    O merteği sende görmüş nasılsa.

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Neden olsunmuş ki evde bulgurdan

    Pirinç için giden Dimyat yolundan?

    Bulgurdan olsak da ne çıkar bundan?

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Her kaşarı sakın peynir zannetme,

    Kız da olabilir, sakın meyletme,

    Melek mülek sanıp ardından gitme,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    Yorgan uzanmalı ayağa göre,

    Eşeğin önüne geçmeli deve

    Ki; duran bir adım önde yürüye,

    Kitap ortasından laf değil mi bu?

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933-2003) ‘nun

    DAT DARA LİLLİM isimli Şiirsel Gülmeceler ‘inden > 44 -46/100)

     

    Etraf'tan rastgele
  • Ağlayan İhtiyar
  • Korkma Sen
  • Günlük Aşk...
  • Sahte Paralara Dikkat!
  • Uzay

  • Kas 17 2008

    Nevruz Bayramı

    Etiket: Etraf Yazılarıpala @ 10:57

    İçimizde nevruzun taze havası.
    Doğaya can veren nevruz bayramı
    Dünya Türkleri bu güzel günü
    Yürekten kutluyor nevruz bayramı

    Nevruz gelir her taraf tertemiz.
    Kış kahrından kurtuldu hanemiz.
    Neşe içinde bu gün her ferdimiz.
    Süslensin dört bir yan nevruz bayramı.

    Etraf'tan rastgele
  • Sessizliği Yargılamadan Asacağım...
  • an-zaman
  • Gizlilik
  • Ne de Büyük Egolarımız Var!
  • (X)'ler Ve (Y)'ler…

  • Kas 16 2008

    Sen Şeklinde

    Etiket: Etraf Yazılarıheartthief_hsyn @ 20:53

    Kendi kendimle susuşuyorum bu günler de,
    Soluksuz karaltılar içerisinde kalıyorum,
    Hayalinle uzaklaşıyor verdiğimde umutlarımı ellerine,
    Donmaya yüz tutmuş berrak suyun şeffaf gölgesindeyim,

    Gözbebeklerini benim için atan ışıltısını sandığım da,
    Nasıl da kaybolurdum o ışıltının karanlığında,
    Bir kuş misali titreyen yüreğinin benim için attığında,
    Meğerse söyleyemediğin korkularının şafağında,

    Kaçak bir bulut sürüsü geçti sanki sen şeklinde,
    Yalanlar yüklüydü her çizgi kümesinde sen şeklinde,
    Rüzgar kucaklamak istemiyordu bildiği için sahteliği sende,
    Yıldızları öpmek, kuşlarla uçmak istiyorum ama her şey sen şeklinde,

    Kaçamak bir hayalle mutlu olmak istiyorum,
    Kendi içimde kaybolup özgürce hayata katılıyorum,
    Olmuyor bir köşeden çıkıyorsun yine sana takılıyorum,
    Tatlı bir gülüş fırlatıyorsun ama o da yalan biliyorum sen şeklin de;

     

    Hüseyin AKÇAM

    Etraf'tan rastgele
  • 'Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine' Sinemalarda
  • İletişim
  • Cennetten Esinti...
  • Ahtapot
  • Arşiv

  • Kas 16 2008

    “Va mı?”

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 13:31

    Alınmamış dara va mı?

    Sarılmamış yara va mı?

    ‘Zam…’, ‘Zam…’ ama para va mı?

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Ne yapmışız? Borç almışız,

    Almış almış, iş yapmışız,

    Keyiften mi borçlanmışız?

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Varsıl elbet donanacak,

    Yoksul elbet onmayacak,

    Memur elbet doymayacak,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Yem var ise; doyar davar,

    Kim bir inek bulsa; sağar,

    Yağmur dua ile yağar,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Cahilseniz tez öğrenin,

    Ahır benim, mal dedemin,

    Mendil açın ve dilenin,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Ne demişiz? ‘Şey’ demişiz,

    Düdük görüp ‘Ney’ demişiz,

    ‘Amman diley, ley’ demişiz,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Adi olay: Kurşunlanma,

    Bağlanmışız bir plana,

    Adam başı birer dolma,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Oy verdiniz kandırmadık,

    Vaadleri yapamadık,

    Çünkü para bulamadık,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Yabancıyı ettik ortak,

    Kazık yedik budak budak,

    Bre kavun oğlu kabak,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Benim köylüm, benim işçim,

    Benim kalfam, benim dişçim,

    Sabretmeli her yemişçim,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Önümüzde gelecekler,

    Sabrı olan biraz bekler,

    Yalan mı len, zontirikler?

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Şanslı doğduksa anadan

    Suç mu sayacak Yaratan?

    Hele gülüm yandan yandan,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Sandıkları tavaf ettik,

    Yeri-göğü biz inlettik,

    On konuştuk, beş gaf ettik,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Sivrisinek dedik kaza,

    Camilere olduk aza,

    Uyduk bir-iki namaza,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Size bir şey danıştık mı?

    Aç kaldınız, karıştık mı?

    Ballandıksa bulaştık mı?

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Her hastaya vidik baytar,

    Nutuk çektik kantar kantar,

    Abe armut oğlu mantar

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Nikâh oldu gelmedik mi?

    İmza-mimza vimedik mi?

    Yi dediniz yimedik mi?

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Mü ‘minlerle durduk safta,

    Boş mu geçti tek bir hafta?

    Elbet vaad kalır rafta;

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Her soruya hayret ettik,

    Ye dediniz, gayret ettik,

    Yücelttiniz, rahat ettik,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Oku biz fırlattık yaydan,

    Huy çıkmazmış can çıkmadan,

    Böyle gelividik soydan,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Dediğimiz dedik oldu,

    Çaldığımız düdük oldu,

    Plan yaptık güdük oldu,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    Huzur isterseniz huzur;

    İmam hazır, kayık hazır,

    Yardımcınız olsun Hızır,

    Va mı bunun başka yolu?

     

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

    NENNİ DE FERİE’M, NENNİ isimli Taşlamalar ‘ından >20-24 /104)

    (Bu dizeler, 2000 ‘den 36 yıl önce yazılmıştır. Ve bir tek sözcüğüne bile dokunulmamıştır.)

     

    Etraf'tan rastgele
  • Deniz Feneri
  • Dizindeki Yaralarla Hala Çocuk Kalanlara
  • Nevruz Bayramı
  • Tek Odalı, Beş Çocuklu, Kasımpaşa Evinde Bir Salı Akşamı Pazarlığı
  • Yaylaya Da Gidek

  • Kas 16 2008

    Ali Baba’ nın Çiftliği

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 13:30

     

    Ali Baba ‘nın bir çiftliği var, çiftliğinde köleleri var,

    Ağlaşırlar, bağrışırlar, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Bir atı var; mal öğütür, inekleri yal öğütür,

    Öküzleri mal öğütür, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Çoban gafletlere dalar, kurtlar koyun paralarlar,

    Duyanlar duymaz olurlar, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Para saman gibi şeydir, baba rahat bir bireydir,

    Her şey diley diley leydir, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    At kuzuyu kurttan korur, dana ata pay ayırır,

    İnek ineği kayırır, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Sığırtmaçlar yarı aç-tok, bu çiftlikte yemlik pek çok,

    Yaşamanın lezzeti yok, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Yorulanlar marabadır, dertleri bir arabadır,

    Yarışıyor atla katır, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Ek babam ek, ot-mot bitmez, elden borç al, yine yetmez,

    Hala Baba iş terk etmez, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Yağcılar der : ‘Gidiş iyi’, ‘Cennet ettin şu çiftliği’,

    ‘Kim görmüş bu güzelliği?’, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    ‘Kölelerin ez başını, kes, kes kurut maaşını,

    Yürüyenin sök dişini’, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Alıcılar süt beğenmez, ama ‘Sütler bozuk’ demez,

    Vazgeçerler içer içmez, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Baba elden süt-müt alır, deve verir, hüthüt alır,

    Avuç açar, düt düt alır, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Baba ‘da merak ahıra, ata, ineğe, katıra,

    Kölelere gelmez sıra, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Geyik hesap sormaktadır, kedi bıyık burmaktadır,

    Develer üs kurmaktadır, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    Atlar-matlar hep eğersiz, üretim çok semeresiz,

    İnsan hayvandan değersiz, çiftliğinde Ali Baba ‘nın.

     

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003)’ nun

    NENNİ DE FERİDE ‘M, NENNİ isimli Taşlamalar ‘ından > 59 -60/104)

    (Bu dizeler, 2000 ‘den 36 yıl önce yazılmıştır. Ve; bir tek sözcüğüne bile dokunulmamıştır.)

    Etraf'tan rastgele
  • Köyümün Öğretmeni...
  • Mutluluğun Sırları...
  • Son Aşk Mutluluk
  • Öğrenmekten başka çareniz yok.
  • Hırsızlığın Anatomisi

  • Kas 16 2008

    Taş Kalpliye

    Etiket: Etraf Yazılarıpala @ 13:30

    El aman sevgilim, bağrın taş mıdır?
    Bak gözlerimden akan kanlı yaş mıdır?
    Karşılık vermedin kalbin taş mıdır?

     

    Gayri dayanamam ben elden gittim.
    Tutunacak dalım kalmadı ben bittim.
    Seninse hiç haberin var mıdır aşktan.

     

    O taşıdığın kalbin farkı yok taştan.
    Görünce seni öldüm ta baştan.

    Etraf'tan rastgele
  • Karikatür Sever Misiniz?
  • Bilemezsin...
  • Sevda Yükü
  • Taş Kalpliye
  • Bir Büyük Türk, Atatürk...

  • Kas 15 2008

    Seni Gecelere Çizdim . . .

    Etiket: Etraf Yazılarıheartthief_hsyn @ 21:29

    Bir hayalin peşinde miydi bu bendeki yürek,
    Yoksa her gecen yılın tecrübesi miydi sessiz ve ürkek,
    Mutluluk ne zaman gelir olmaz mı hiç saadet,
    Seni gecelere çizdim,geleceksin bir gün elbet,

    Yazdığım şiirlerle teselli buldum ,
    Her okuyan birinin teline dokundum,
    Bilmezler ki hiç olmayan birinin şairi oldum,
    Seni gecelere çizdim karanlıkta, olmayan seni buldum,

    Zifiriliğin gölgesinde gizlice beni çağırdın,
    Sonsuzluğun girdabında bana duvarlar çevirdin ,
    Olmayan bir tenin bir yüzün bir bedenin ,
    Seni gecelere çizdim, görünmeyen suretin ,

    Cansız bir varlıktın şu elemli hayatta ,
    Gündüzleri yoğundum gece yazdım şafakta,
    Ne zaman doğacak yüreğimin pırıltısı,yüreğimin sokakta ,
    Seni gecelere yazdım bir balığın kayboluşuydun okyanusta ,

    Bu deli yüreğim hiç durmadı ki yerinde,
    Çağlayan pınardı fışkıran volkan oldu hayat sahnesinde,
    Bir ceylanın ateşi yanmadı ki bir tek gönül haznesinde,
    Seni gecelere yazdım, olmayan bir başlangıcın son çizgisinde,

    Yağmur çiseliyordun ince den ince den yüreğime ,
    Bir şemsiye açmadın ki birikti sel oldu içimde,
    Açsam kapaklarımı gönlümün, boğulmak ister misin ben de ,
    Seni gecelere yazdım var olmak ister misin bende sen de ,

    Kızgın kumlardan gelen bir volkan ateşiydim ,
    Gök gürültüsünün kızgınlığına aldırmadan der misin bana sevdiğim ,
    Kor olmuş bir yüreğe düşsem çoğalır mı günahlarım,
    Seni Gecelere Yazdım Hayalinle Avunur Akan Tüm Gözyaşlarım. . .

    Hüseyin AKÇAM

    Etraf'tan rastgele
  • an-zaman
  • Merhaba, Hoş Geldin Bebek...
  • Sevda Yükü
  • Sessizliği Yargılamadan Asacağım...
  • "Doğuştan Çaresi Olmayan Bir Derdim Var. Her Gördüğümü İnsan Sanıyorum."

  • Kas 15 2008

    Seher Yıldızım

    Etiket: Etraf Yazılarıpala @ 19:31

    Seher yıldızımı gördüm
    bu gece.
    Bana gündüz oldu
    her gece.
    Sevincim sığmaz oldu
    bu tene.
    Mutluluk veriyorsun
    her güne.
    Yıldızlar içinde gözlerim
    hep onu arar.
    Görmezsem üzüntüm artar.
    Görürsem sevincim katlar.
    Seher yıldızım
    sevincimin kaynağı
    Sevgimin bağı.
    Hep benim yıldızım ol.
    Ne olur hep benimle ol.
    Gazipaşa 21.02.2008 Obalar
    Pala Veysel

    Etraf'tan rastgele
  • Rüya
  • Yalansın Sevda
  • 'Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine' Sinemalarda
  • Toprağın Nemindeki İlk Fide Gibi...
  • Soğuktur Yalnızlığın Yüzü

  • Kas 15 2008

    Olma İhtimalini Sevdim

    Etiket: Etraf Yazılarıayse akyuz @ 18:09

    Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.

    Her ne kadar, ilgilendirmese de kalp atışlarım seni,

    Kurmasan da, yaşatmasan da düşlerinde beni,

    Ben senin bir gün beni, hayal etme ihtimalini sevdim.

     

    Kulağım çalacak telefonun sesinde,

    Gözlerim tavanın en ücra köşesinde,

    Kalbim çırpınırken, sesini duymak ümidiyle,

    Ben senin her an beni arayacak olma ihtimalini sevdim.

     

    Gözlerine bakınca uzak diyarları görürüm.

    Her diyar da bir sevda, her sevda da bir mana,

    Isıtır güneşleri, yakar ateşleri,

    Ben senin benimle o diyarları seyretme ihtimalini sevdim.

     

    Bir ok gibi sağlanır sensizliğin acısı yüreğime,

    Çekip çıkaramazsın onu, kanar durur her çekişte, her saplayışta,

    Dinmez yürek sızısı, seni göremeyince,

    Ben senin bir gün yarama merhem olma ihtimalini sevdim.

     

    Aşk denilen şey çalmaz sanırdım kapımı,

    Yakmaz ateşlerde diyordum, acıtmaz canımı,

    Unutur oldum dünümü, bu günümü yarınımı,

    Ben senin yarınlarım olma ihtimalini sevdim.

    Etraf'tan rastgele
  • Paralarımız
  • Seni İçime Çekerim
  • Yaşamak Denir Ya Bazen . . .
  • Yine Bir 10 Kasım Daha…
  • Git Artık Git!

  • Kas 15 2008

    Avrupa’ da Hiyle Var…

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 17:14

    Portakal alacaksan, bil ki; suyu çekilmiş,

    Şişeye doldurulup meyve suyu edilmiş,

    Posa portakal diye piyasaya sürülmüş,

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Sabun-mabun alırsan, tek bir kerelik bil ki,

    İkinci yıkanışta hava alırsın belki,

    Altından çıkacaktır bir kalıp kireç çünkü.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Bal alırsan hiç korkma; mutlak şeker balıdır,

    Bal bala benzemezse arının vebalıdır,

    Balcıların suçu yok tam yüzyıldan beridir.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Sakın tereyağını, arama, bulamazsın;

    Sahtesini ye de bak, tadına doyamazsın,

    Tahlil-mahlil ettirsen rapor da alamazsın.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Paketlenmiş tavuğun yüzde kırkı ölüdür,

    Yıllanmış poşetinden tazeliği bellidir,

    Kazığın doğum günü Milat ‘tan evvelidir.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Süte yumul, çekinme; sütlü suyu seversen,

    İçin gazlarla dolar tek bir yudum içersen,

    Hoşaflardan iyidir değerini bilirsen.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Sığır diye yiyoruz uyuz eşeği, atı,

    Damlarda koşuşurdu eskiden tonla kedi,

    Sucuk oldu çoktandır hem kedisi, hem iti.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Çay içtinmi içinde bir yerlerin ağırır,

    Karbonat ta karnından feryat eder, bağırır,

    Nylon pirinç yedinmi miden imdat çağırır.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Hayvanların etinde hakkı çoktur küspenin,

    Yumurtanın tümünde lezzeti sun’ i yemin,

    Biz bize benziyoruz, anlamı yok küsmenin.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Şimdiki tüm karpuzlar eski karpuzun piçi,

    Hormonlanmış hıyarlar nargilenin marpuçu,

    İnsan tersesi ile besliyorlar havucu.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Tahtanın talaşları olmuş kırmızı biber,

    Balığın solungacı boyanır birer birer,

    Salyangozla yapılmış yoğurtlardan ne haber?

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Mavi boyalı kumlar satılır çivit diye,

    Hırsızın en alası geçinir yiğit diye,

    Palavradır sıkarlar insana öğüt diye.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Makine yağlarını zeytinyağı eyledik,

    Keçinin gıgılını Avrupa ‘ya gönderdik,

    ‘Çekirdeksiz üzümün en alası bu’ dedik.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Zeytinlerle balıklar, bulgurlar boyalıdır,

    Gerçek mal bulmak müşteri hayalidir,

    Bizde kazık dediğin vicdanın timsalidir.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Kazılmıştır az biraz dipleri her dirhemin,

    Sabunlar bekletilir içinde biraz nemin,

    Bak ki ne hale gelmiş çocukları Âdem ‘in.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Vitrinde başka durur, giyerken başka gömlek,

    Yıkamaya kalktınmı sığar içine leylek,

    Bilmiyoruz kavun mu, yoksa satan mı kelek.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Terzi kumaşı çalar, kunduracı deriyi,

    Süpürge tohumundan yapıyorlar böreği,

    Oldu olacak bari, kıyma yapın sineği.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    Barlıoğlu der; yeter, sürdürsem roman olur,

    Vicdanımız sağlamdır, hiylemiz yaman olur,

    Kalkıp tümünü yazsam haliniz duman olur.

    Herkesin bu oyuna karnı toktan daha tok,

    Avrupa ‘da hiyle var, bizde hiyle-hurda yok.

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

    DAT DARA LİLLİM isimli Şiirsel Gülmeceler ‘inden > 29 -33/100)

     

    Etraf'tan rastgele
  • Kırık Hayat...
  • Zamanı Erteleme
  • Ayva
  • Emirgan Korusu ve Lale Zamanı
  • Dulana

  • Kas 15 2008

    Essahtan Herif midir?

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 12:31

    Hele saça bah, saça; ipeh neyse bu saç o,

    Babo, şindi bu gari essahtan herif midir?

    Herbi yanı degerli, bu yüzden de gısganç o,

    Babo, şindi bu gari essahtan herif midir?

    Saçıni darrağıynan darramış tey arhaya,

    Sağdan soldan dutturmuş, acımamış tohaya,

    Hele sen bir bahsana şondaki gırıtmaya,

    Babo, şindi bu gari essahtan herif midir?

    Saçıni tey arhada gurdeleynen bağlamış,

    Eyi parlasın diye eycene bir yağlamış,

    Kimbile peşisıra gaç zonpara ağlamış,

    Babo, şindi bu gari essahtan herif midir?

    Bi pantolon geymiş ki; sanki davul derisi,

    Az canlansa yırtılır ötesiynen berisi,

    Tey galçadan belli ki avradın en eyisi,

    Babo, şindi bu gari essahtan herif midir?

    Avradın bıyıhlısi yamanmış meğer nanca,

    Sesi çok galın ama yürümesi gadınca,

    İnsan mayhoşlaşıyor beylesine bahınca,

    Babo, şindi bu gari essahtan herif midir?

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

    DAT DARA LİLLİM isimli Şiirsel Gülmeceler ‘inden > 15 -16/100)

     

    Etraf'tan rastgele
  • Gözlerim Kapalı Konya’yı Dinliyorum.
  • Anne Baba Ve Çocuk
  • Sadece Düş
  • Boşanmak için Evlenen Var Mı?
  • 41 Numaralı Yolcu - 4. Bölüm

  • Kas 14 2008

    41 Numaralı Yolcu - 5. Bölüm

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 18:33

    İstasyon karanlıklar içindeydi fakat köprüye yakındı. Gar binasının bir-iki penceresinden süzülen solgun sarı ışık pencere diplerini bile güçlükle aydınlatmaktaydı.

    Bekleme salonunda sigara ateşleri ve tütün kokusu vardı. Karanlıkta zorlukla seçilebilen hareketsiz katarlar koyu siyah renkli bir örtüye bürünmüşlerdi ve rüzgâra karışmış olan inatçı yağmur karanlıkları kamçılayıp durmaktaydı.

    Islak perondan elinde gemici feneri bulunan bir demiryolcu geçti. Ökçelerini ıslak taşlara vura vura uzaklaşıp feneriyle birlikte karanlıklara daldı. Taşıdığı fenerin gücü, zorlu karanlıklara havlayan bir küçük köpeğin mızıltılarından farksızdı.

    Gokko Fuat bekleme salonuna savaştan çıkmışçasına girdi, kasketini dizine vurarak temizledi, elleriyle üstünü-başını fırçaladı ve tüm bunlara karşın kendisiyle ilgilenmeyen bekleme salonundakilerle ilgilenmeyerek en dipteki tahta kanepelerden birinin ucuna çekine çekine ilişti.

    Tüm yaşantısında ilk kez olarak bu derece yorulduğuna rastlamaktaydı. Sırtında sabahtan akşama dek taş taşımamıştı. Savaştan çıkmamıştı. Hastane masalarında bıçaklar altına yatmamıştı. Fakat çok yorgundu. Ve bu yorgunluğun kafasına hışım gibi üşüşen düşünceler yüzünden ortaya çıktığının farkındaydı. Yorgunluk etlerinde, kemiklerinde değil, kafasında yuva yapmıştı. Kafası, gövdesinin taşıyamayacağı derecede ağır gelmekteydi omuzlarına.

    Gecenin bu tekinsiz saatlerinde, cebinde bir yol parası bile kalmadığı, otogardan araç bulması bile olanaksız olduğu halde, demiryolu istasyonuna gelebilmişti. Henüz ortalarda bulunmayan trene de inanılmaz bir kolaylıkla binebileceğinden, bilet parasına bile gereksinme duymayacağından kesinlikle emindi. Zira; çok kısa bir süre içerisinde yaşadığı olaylar yüzünden bir takım gizli güçlerin koruması altına alındığına kesinlikle inanır olmuştu. Ve bu korumanın ta köyüne dek kesintisiz süreceği konusunda en küçük bir kuşkusu bile yoktu. Nebo ‘nun, kalbi delik küçük kız kardeşinin kendisini, köye ayak basıncaya, onu dünya gözüyle son bir kez olsun görünceye dek ölmeyeceğine ilişkin bir inanç beyninde değişmeyen bir düşünce haline gelmişti. Bir süreden bu yana önüne çıkan olmazların olurlanmasını işte bu işte buna bağlıyor ve bundan da çok büyük bir tad alıyordu.

    - Ula gardaş, belit gişesi ne vah açılacah, biliyon mu?

    Gokko Fuat başını kaldırdı. Sevecenlik dolu gözlerle karşısındaki adama baktı. Kendini bildi bileli rastlayadurduğu tipik köylülerden biriydi ve o da kendisine sevecenlik dolu gözlerle bakmaktaydı.

    - Valla hemşerim, hiç bildiğim yok. Trenin geleceğine yakın açılır allalem.

    - Peki tireyn ne vah geleceh?

    - Valla hemşerim, onu da bildiğim yok.

    Adam bir-iki adım dolanıp sorusunu bir başkasına yöneltirken Gokko Fuat yine kendi içine döndü.

    Bilet gişesinin ne zaman açılacağını, trenin istasyona ne zaman gireceğini bilmesine bilmiyordu ama bu anda kendini tüm diğer insanlardan daha üstün görüyor, oturmakta olduğu tahta sırada yukarı, aşağı, daha bir yukarı kalktığını, sırtının yarı karanlık bekleme salonunun duvarına dayandığını, salona ve salondakilere ta yukarıdan baktığını sanıyordu. Çünkü artık seçilmişlerden, korunanlardan olduğunun bilincindeydi. Gövdesi alabildiğine hafiflemişti. Etinin, kemiklerinin, sinirlerinin ağırlığını duymuyordu. Gerçekte tahta sırada oturmakta olduğunu kesinlikle bildiği halde, gövdesini bekleme salonunun tavanından indirip o tahta sıraya bir türlü oturtamıyordu.

    Uzaklardan gelen bir tren sesi Gokko Fuat ‘ın kendisini tahta sırada otururken bulmasına yetiverdi.

    Bekleme salonu bir anda sesle ve hareketle dolmuştu. Kapı yanındaki bir yerlerden açılan bir gişenin ışığı yarı karanlık durumdaki salona düştü ve nereden oluştuğu kolaylıkla anlaşılamayan bir kuyruk gişenin önünü kapatıverdi.

    Tren ortalığı makine seslerine ve ışıklara boğarak geldi.

    Gokko Fuat, gişenin önünde dalgalanan kalabalığa küçümseyerek baktı. Kendinden son derece emin bir tutumla, bilet-milet almaya gerek görmeksizin salondan çıkıp elini-kolunu sallayarak trene bindi.

    Tren kalabalık değildi.

    Vagonlardan birinin açık duran koridor pencerelerinden birine abanmış olan köylü bir delikanlı gecenin karanlığını ve yağmurunu daha bir yakına getiren bir uzunhava söylemekteydi.

    Girip kapattığı bomboş kompartımanın kapısı Gokko Fuat ‘ın hemen arkasından bir kez daha açıldı :

    - Esaaaanss… Gülyağlarım, güzel kokularım, esanslarım vaaar…

    Gokko Fuat esanscının kapıyı ne zaman örttüğünün, trenin ne zaman yola çıktığının, kaçbir istasyonda ne kadar durduğunun ve Sivas ‘a ne zaman girdiğinin farkında bile olmadı, uykuyla başladığı yolculuğunu uykuyla bitirdi.

    Sivas Garı sabahın erken saatlerinde ıslak bir soğuğun etkisi altındaydı.

    Yola koyulmak üzere olan trenin bazı yolcuları ellerindeki şişelerle, termoslarla gar binasının yanındaki çeşmeye koşuşmakta, sırtına pırıl pırıl ve iri bir güğüm yüklenmiş, belindeki bardaklığa pırıl pırıl bardaklar yerleştirmiş bulunan gezgin bir satıcı elindeki bardağa güğümünden kaynar kaynar süt doldurmakta, bir simitçi küçük bir çocuktan sattığı bir-iki halka simitin parasını almakta, bir taksi şoförü elindeki çantalarla müşterisinin arkası sıra yürümekte, yaşlı bir köylü kadın bulunduğu yerde dört dönerek ivedi tavırlarla birilerini aramakta, trenden inen kimi yolcular gar binasına girmekte, gar binasından çıkan daha başka birileri ivedi adımlarla vagonlara doğru yürümekte, makinist lokomotifin penceresinden bir-iki demiryolcuyla konuşup gülüşmekte ve elinde fenerli bir işaret çubuğu olan kırmızı şapkalı bir hareket memuru lokomotife doğru büyük bir çalımla ilerlemekteydi.

    Gokko Fuat o şaşırtıcı haberi sabahın erken bir saatinde Sivas Gar ‘ında öbeklenmiş bir insan kalabalığından öğrendi :

    Şarkışla otogarından geceleyin Sivas ‘a doğru yola çıkmış olan Mızrak 7 otobüsü Kalın İstasyonu yakınlarında şarampole kaymış ve ardı ardına üç takla atarak devrilmişti.

    Arabada onyedi yolcunun can verdiği, sadece şoförle yardımcısının kazayı yara-berelerle atlattıkları söyleniyordu.

    Gokko Fuat kontrolden çıkmıştı.

    İstasyondan havuz başına, havuz başından Kepçeli ‘ye dek iki kez dolmuş değiştirdi. İkisinde de inerken para vermedi, kimse de kalkıp istemedi.

    Kepçeli ‘deki Sivas otogarı olayın yankılarıyla dopdoluydu. Herkesin dilinde onyedi yolcunun yaşamını yitirdiği otobüs kazası dolaşmaktaydı. Mızrak Turizm ‘in Sivas Bürosu ana-baba gününü andırıyordu. Görevliler, meraklılar, ölü yakınları birbirine karışmıştı. Kimin ne söylediği, kimin neyi nasıl değerlendirdiği belli değildi.

    Büronun kalkışa hazır minibüsüne Mızrak 7 ‘deki ölülerin yakınları oldukları anlaşılan kimseler tıka basa doluşmuşlardı. Herkesin yüzünden düşen bin parçaydı. Gokko Fuat ‘ın bir şeyler öğrenebilmek için elaltından yaptığı araştırmalar sonuç vereceğe benzemiyor, uluorta yönelttiği sorular asılmış suratlar arasında olduğunca yanıtsız kalıyordu.

    Olanca hay-huy arasında yola çıkmış bulunan minibüs henüz ıslaklığını koruyan asfaltta belirgin bir özenle yürüyor ve olaydan ders almışa benzeyen şoför yeni bir felakete yol açmamak için elinden gelen önlemi almaya çalışıp duruyordu.

    Olay yerinde üst-baş bakımından yoksul bir kalabalık kaynaşmaktaydı.

    Gecenin pırıl pırıl, masmavi mersedesi sabahın ıslak güneşi altında bir hurda yığınından farksızdı. Sırtüstü yattığı halde sırtüstü yattığı bile anlaşılamayan yolcu otobüsünün tekerlekleri yukarıdaydı ve bağlantılarından kopup fırlamış olan sağ ön tekerleği yolla ilgisi bulunmayan bir tarlanın içinde yatmaktaydı. Demiri demirden, camı camdan ayırt edebilmek olanaksızdı. Çevre, neyin ne olduğu seçilemeyen bir çöplük, bir bataklık halindeydi. Son derece büyük bir güçle kanırtılmış, ayırılmış, koparılmış durumdaki demirlere insan etleri sarılmış, paramparça koltuklara, kırık camlara, makine parçalarına kanlar bulaşmıştı. Alan, bütünlüğü kalmamış ceset parçalarından görünmez haldeydi.

    Gokko Fuat ‘ın son derece büyük bir merakla aradığı o köylü kadınını; Mızrak 7 ‘nin 3 numaralı yolcusunu arabadan ölü fakat sağlam bir biçimde çıkarıp çamurlu çayırların üzerine uzatmış ve üstüne de gazete kâğıtları örtmüşlerdi. Bir parmağında basit bir bakır yüzük bulunan eliyle plastik ayakkabılar bulunan ayakları kâğıtların dışındaydı. Kendisini arabadan çıkartmış olanlar, kadının gövdesinde tek bir yara-bere bulunmadığını, hiçbir yanının ezilip kırılmadığını, sanki uykuda ölmüşçesine rahat bir ölümle öldüğünü sağa-sola anlatıp durmaktaydılar. Sırtları ıslak ıslak parlayan iri mavi sinekler cesedin ötesine-berisine üşüşmeye başlamışlardı bile.

    Gokko Fuat gazete kâğıtlarının tümünü kadının üzerinden açmış ölü gövdeyi durgun gözlerle incelemeye koyulmuştu. Meraklı bir insan kalabalığı yere çömelmiş bulunan Fuat ‘ın çevresinde etten bir duvar oluşturmuş, bunlar da onu izlemeye başlamışlardı.

    Ölüde gerçekten ezik-kırık yoktu. Bu yüzden gövdede kana rastlamak olanaksızdı. Gerçekten de ölüde kanama göze çarpmamaktaydı. Bulunduğu yerde sanki uyuyormuş gibi görünüyor ve bu da onun uykuda öldüğü yolundaki söylentileri az-çok doğruluyordu.

    Parçalanmış onbir ölülerin başlarında gözyaşları ve hıçkırıklar içinde ağlayan yakınlar vardı. Bazı üniformalılar, ellerindeki kağıtlara bir şeyler yazıp çiziyor, bir-iki polis dağınık insan kalabalığını kalıntılardan uzaklaştırmaya çalışıyor, birileri ortadaki demir yığınında bir şeyler arıyor, daha başka birileri görgü tanıklarından resmi ifadeler alıyorlardı.

    Gokko Fuat ‘ın hiçbirine aldırdığı yoktu. Bulunduğu yerden tıpkı uyurgezerler gibi kalkmış, gövde parçalarından oluşmuş kalıntılar içinde aksakallı, yaşlı ve gizemli köylüyü aramaya başlamıştı.

    Onu, heybesini, kasketini, üstünü-başını, olur a; bastonunu, herhangi bir yerini, herhangi bir parçasını hiçbir yerinde bulamadı.

    Aksakallı koca olay yerinde yoktu.

    Mızrak 7 ‘nin, yerine eliyle oturttuğu 41 numaralı yolcusu hiçbir yerde, hiçbir kalıntı arasında değildi.

    Gokko Fuat kafasını bir türlü toparlayamıyordu.

    Salt kendisini ayakta tutabilmek için olacak ki; yine olmazları oldurmaya koyulmuştu: Bir bakıma aksakallı kocanın yani Mızrak 7 ‘nin 41 numaralı yolcusunun şu paramparça olmuş otobüsün enkazı arasında bulunmaması Gokko Fuat ‘ın mantığına pek ters gelmekteydi. Zira o askeri cipin sürücüsü olan er onunla garnizon nizamiyesinin az ötesinde bir görüşme yaptığını cip yolculuğu sırasında açık-seçik anlatmıştı. Bu durumda, bir askeri garnizon nizamiyesi önünde bulunanın bu otobüste bulunmaması son derece doğaldı. Erin kendisi konusunda kendisine söylediklerinin gerçekle bağdaşmayan bir yanı bulunmadığına göre;o aksakallı kocayla görüşmüş olduğu da gerçekti. Bu da, aksakallı kocanın otobüs enkazında bulunmayışını açıklamaya yetmekteydi.

    Gokko Fuat başını salladı: Kendisini kandırmaya çalışmak için hazırlamaya uğraştığı mozaik yine noksan kalmaktaydı. Zira o, aksakallı kocayı saat tam yirmi dörtte otobüsle yolcu etmiş, er ise onunla yirmi dörde beş kala görüştüğünü söylemişti. Bu durum aksakallı kocanın askeri garnizon yakınlarında otobüsten inmiş ve o erle görüşmüş olma olasılığını ortadan kaldırmaktaydı.

    Gokko Fuat bu kez başka bir kapıyı yumrukladı:

    Bu yeni kapının ardında erin yalan söylediği, aksakallı kocayla hiç görüşmemiş olduğu ve o yaşlı köylünün de otobüsten inmediği düşüncesi yatıyordu.

    Ne yazık ki; Gokko Fuat erin yalan söylemediğinden kesinlikle emindi. Nitekim O er aksakallı kocayla görüşmeden kendisi hakkındaki o sağlam bilgileri elde etmiş olamazdı. Böyle de olmasa; bu tür bir kanı, aksakallı kocanın otobüste bulunmasını gerektirir, bu ise insanı yanlış sonuca götürürdü.

    Zira, aksakallı koca otobüste yoktu. Çünkü ölüsüne ölüler arasında rastlayamamaktaydı.

    Neye inanacağını bilememenin şaşkınlığı içinde, herhangi bir yön gözetmeksizin yürümeye koyuldu.

    Mızrak 7 ‘nin ölümden kurtulmuş olan kaptanı derin bir üzüntü ve şaşkınlık içindeydi. Yüzündeki cam çiziklerinden çenesine aşağı inmiş bulunan dört-beş şeritlik kan boydan boya kurumuş, silinip temizlenmesine zaman bile bulunamamıştı. Gokko Fuat ‘ın altı çizili sorularına gözleri uzak bir noktaya dikili olarak yanıt verip duruyordu:

    - Otobüste onyedi yolcumuz vardı. Onyedisi de can verdi. Kurtulan bir ben, bir de yardımcım. Tarlalardan birinden farların önüne atılan iri siyah bir köpek yırtıcı homurtularla bağıra bağıra koşup karanlıklara karıştı. Ben daha kendimi toparlayamadan, nereden çıktığını anlayamadığım bir ikinci köpek otobüsün tam önüne saldırdı. Alabildiğine yakınımdaydı ve duracak zamanım yoktu. Hayvanın tekerlekler arasında ezildiğini sezdim, kırılan kemiklerinin çatırtılarını duydum, araç kontrolümden çıkıp kaydı, şarampole uçtuk ve arka arkaya takla attık. Sonuç onyedi ölü.

    Adam şoka girmişti ve sanki olanlar onunla ilgili değilmişcesine konuşmasını sürdürmekteydi :

    - Senin dediğin tipte; aksakallı, yaşlı bir köylü yoktu otobüste. Onyedi kişiydi yolcunun tümü. Parasından neyinden belli. Yoktu arabada 75 -80 yaşlarında kimse. Yolda-belde mola falan vermedik ki; ine de savuşa. Diyeceğim; Şarkışla ‘dan yola çıktık, Kalın ‘da takla attık. Bu ikisi arasında inen-binen arama. Şarkışla ‘dan nanca yolcuyla çıktıksa buraya işte onca yolcuyla geldik. İşte, bizim yardımcı yani Çopur orada. Sor bir de ondan, istersen. Ben arabasından sorumlu adamım. Arabamda aksakallı, yaşlı, kasketli, bastonlu, heybeli tek köylüyle yola çıkmadım

    Şaşkın ve durgun bir biçimde yol kıyısındaki bir tümseğe oturmuş olan şoför yardımcısı, toprakta konvoy halinde yol alan karıncalara bakmaktaydı. Gokko Fuat ‘ı yanıtlamak için başını bile kaldırmıyor, yüzüne bile bakmıyor ve bakışlarını karıncalardan ayırabileceğe dahi benzemiyordu.

    - Öyle bir aksakallı, yanağı kara benli, heybeli, bastonlu, kasketli, yaşlı bir köylü yoktu Mızrak 7 ‘de. Olsaydı kesinlikle bilirdim: Benim adım Çopur. her birşeyi bizden sorulur otobüsün. O dediğin 41 numaralı koltuk boştu. Satılmamıştı. 39, 40, 41, 42 ve 43 numaralı koltuklar silme boştu. Bunların tümü en arka sıradadır. Otobüs yola çıktığında 41 numarada oturan bendim. Arabanın başına bu iş gelene dek de ben oturdum. Benim oturduğum koltukta aksakallı bir köylü nasıl otursun, herif.

    Gokko Fuat Mızrak Turizm ‘in servis aracı olan minibüsle Sivas ‘a dönenlerin arasına taş gibi oturdu. Tüm kapılarını çevresinde olup bitenlere kapatmıştı. Tanış olmak için kendisine sorular yöneltenlerden hiçbiri ona ulaşamadı. Yağmurlu bir rüzgarın önünde kelle-paça uçuşan solgun bir yaprak gibiydi.Nereye gittiğini bilmeden gidiyor, gidiyor, gidiyordu. Duru-durağı, limi-limanı yoktu. Bir hırçın, bir azgın okyanusta bir karışlık bir kara parçası bulabilmek için ölesiye kulaç atmaya çalışan bir yorulmuş tayfa, bir umutsuz karınca. Güçsüz, yetersiz, bilgisiz.

    - Başın sağolsun gardaş, sen neyini yitirdin?

    Taşta yanıt var, Gokko Fuat ‘da yanıt yoktu; Başından geçenler dağ olup yıkılmış ve o altında kalmıştı. Neyi nasıl değerlendireceğini, nereye neyi soracağını, alacağı yanıtın doğru mu, yoksa yanlış mı olduğuna nasıl karar vereceğini bilemiyordu.

    Ne demek oluyordu bütün bunlar?

    Alt yanı, cezaevinden çıkmış, ölmeden önce, kalbinin delik olduğunu öğrendiği küçük kızkardeşini son bir kez görebilmek amacıyla köyüne dönmek istemiş, tutmuş bir otogardan bir otobüs bileti almış, sonra şu veya bu nedenle otobüse binmekten caymış, yolculuğunu trenle yapmaya karar vermiş ve bu kararı da kendisine yarar sağlamıştı: Binmekten caydığı otobüsün başına gelenler ortadaydı. Otobüse, kendisinin yerine binen yolcu can vermiş, kendisi ise sağ-salim Sivas ‘a kadar gelebilmişti. Şimdi bunun altında bir şey mi araması gerekiyordu? Böyle bir şey aramaya çalışmak “Gerçekte bu böyle değil, şöyle olacaktı.” Demeye kalkışmakla aynı anlama gelmez miydi? İnsan bu evrende neyin nasıl olacağını bilemeyeceğine göre; olmuşun altında başka şeyler aramaya çabalamak saçmalık sayılmaz mıydı?

    Gokko Fuat canını sıkan birini başından savmak istercesine elini salladı.

    Düşünde gördüğünü sandığı aksakallı kocanın gerçekte rastladığı o aksakallı kocaya kılı kılına benzemesi, onun kendisini otobüse binmekten caydırmaya çalışması, onun sözlerinin etkisinde kalarak otobüs yolculuğundan cayması, binmekten kaçındığı otobüsün devrilmesi, aynı otobüse kendi yerine binen köylü kadının canvermesi üzerinde durulmaya değmeyecek şeyler miydi?

    Aksakallı kocanın kendi yardımıyla ve kendi gözleri önünde arabaya binişi, otobüsün, devrilinceye dek hiçbir yerde durmamış ve herhangi bir yolcu indirmemiş olması, o yaşlı köylünün nizamiye önünde cipin sürücüsü olan erle görüşmesi, tüm bunlara karşın olay yerindeki ölüler arasında aksakallı kocaya rastlanamaması basit bir omuz silkmeyle bir yana atılabilir miydi?

    Bir yerde bunlar Gokko Fuat ‘a yazgıyı değiştiren şeylermiş gibi gelmeye başlamıştı.

    Sanki; o otobüs yolculuğu Gokko Fuat ‘ın sonuydu ve gizli derinliklerden uzanan bir el nasıl etmişse etmiş, Gokko Fuat ‘ı, bileti bile alınmış olan otobüsten çekip alarak ölümlerden kurtarmıştı.

    - Gusura bakma, gardaş, sen inmeyecen mi? Yani araç başka bir göreve gidecek de.

    Orta yaşlı, esmer, yüzü üzüntü dolu bir adamdı ve incitmekten çekinen bir tutumla Gokko Fuat ‘ı omuzundan kavramış, hafiften sarsarak kendisine getirmeye çalışmaktaydı.

    Fuat minibüsün çoktan boşalmış ve yolculuğun çoktan bitmiş olduğunu o anda anladı. Araçtan tek sözcük söylemeden indi.

    - Hele şurya otur gardaş.

    Kollarında sağlı-sollu iki kişi vardı ve kendisini, herbir yanı camlı-camekanlı oda gibi bir yerde bir sandalyeye oturtmaya çalışmaktaydılar.

    - Dikmeyin lan öyle, bardağı birden… Ağır ağır içirin oğlum…

    Gokko Fuat birkaç yudum su içirildikten, alnı, ensesi, yüzü ve bilekleri kolonyayla oğuşturulduktan sonra kendine geldi. Hoşgörücü bakışlar altında çevresindekilere aldırış bile etmeden yürüdü. İlerledikçe yanından geçen vitrinlerin, duvarların, ağaçların, insanların yavaş yavaş farkına varmaya başladı. Tümüyle kendine geldiğinde Sivas Otogarı ‘nın tanımadığı bir kesimindeydi ve alabildiğine acıkmıştı. Görünürlerde bir simitçi aradıysa da bulamadı. Rastladığı bir-iki kişiden Demiröz Köyü minibüslerinin nereden kalktığını sordu.

    Köyünün minibüsünde bilet paralarını araç kalkmadan topluyorlardı ve herkesin parası alınmıştı ama Gokko Fuat ‘tan para-mara isteyen olmadı. Fuat ‘ın hem paraya yeltenmeye niyeti, hem de minibüse ödenecek parası yoktu.

    Şoför kolu birinci vitese Tanrı ‘nın adını anarak taktı.

    Gokko Fuat cam dibindeki yerinde Nebo ‘yla baş başaydı ve şimdi rahattı. Zira herbir adrese ayrı ayrı vermesi gereken zarfların tümünü ilk adrese verip kurtulan bir dağıtıcı gibi; yanıtını tek tek bulamadığı değişik ve hırpalayıcı soruların tümüne birden bir tek yanıt bulmuş kurtulmuştu: Para bulma, ivedilikle tedavi ettirme ve felaketten kurtarma umutları palavraydı; bunların hiçbiri gerçekleştirilemeyecek ve Nebo ölecekti. Gokko Fuat, kendisi daha cezaevinden yeni çıkmışken onun ölmüş olması gerektiğine kesinlikle inanmaktaydı. Fakat ona göre; olması gereken olmamış, dayak yiyen çocuğu garsonların ellerinden kurtarmak suretiyle yaptığı iyilik olacağı engellemişti. İşin içinde gizli güçlerin parmakları vardı ve bu kutsal güçler, salt kendi iyiliği karşılıksız kalmasın diye Nebo ‘nun ölümünü askıya almışlardı. Ta ki, kendisi köyüne, evine ulaşıp dünya gözüyle son bir kere şu zavcvallı bacısını görene dek. Çünkü “Yazgı silinmez, gerekirse ertelenebilir.” Di. “Ölüm Tanrı ‘nın emri” olduğuna göre; Nebo ‘yu sağ iken son bir kez görebilmesi bile elbette ki bir lütuftu. Ve Gokko Fuat, yazgıyı değiştiremeyeceği için alabildiğine üzüntülü olmasına karşın, yazgı ertelendiği, kendisine Nebo ‘yu son bir kez sağ olarak görme lütfunda bulunulduğu için acısına daha bir kolay katlanabileceğini düşünmekteydi.

    Binbir çırpınıştan sonra güçlükle bulduğu ve bulur bulmaz da dört elle sımsıkı sarıldığı çözümde hiç de yanılmamış olduğunu, Nebahat ‘i; beş yaşındaki yumuk gözlü bacısını evlerinin önündeki toprak yığınında görünce anladı. Minibüsten, kapısı açılmış kafesten dışarı saldıran bir goril gibi fırladı. Nebo ‘yu hüngür hüngür ağlayarak kucaklayıp iri kollarının kafesinde yüreğine, yüreğinin ta içindeki biryerlere sokmaya çalıştı. O küçücük başı ayırıp ayırıp yeniden göğsüne bastırdı. Yumuk yanaklara, ışıltılı kara gözlere, kirli-pasaklı saçlara yüzlerce kere dudaklarını bastırdı.

    - Faaattt. Faat ‘ım benim… Oğluuuum… Goçuuum…

    Genişce bir bahçenin içine ve birbirinden güzel çiçeklerin içine oturmuş olan ahşap köy evine salt Gokko Fuat, salt anası, salt bacısı değil, birbirine gömülmüş, birbirine kenetlenmiş üçlü bir et yumağı girdi sanki.

    - - Ana Nebo… Nebo ‘nun kalbi… Yani Nebo ‘nun hali…

    Tahtalardan yapılı kanepedeki minderlerden birinin üstüne, oğlunun tam karşısına oturmuş olan ve parmaklarıyla küçük kızın yanaklarını sıkan ve derin bir mutluluk içinde bulunan ana, canını sıkan birşeyi kovarcasına elini sallayarak utanç dolu bir kahkaha kopardı:

    - Vay aman oğul, vay onun boynu altında galsın “Doktor” kere… Galbinde delik-melik yohmuş Nabahat ‘ın… Sivas ‘ta tahlillerini yaptırdım hastaj-hanada… Yani filimlerini, herbişeyini… Meğersem bomba gibiymiş senin aha bu bacın…

    - Yani şimdi ölüm yok mu Nebo ‘ma?

    - Aman oğul ne ölümü. Ağzını hayıra aç. Nebo daha yeni başladı yaşamaya.

    Gokko Fuat ‘ın evi bayram yerine çevirmesine bir tek saniye yetmişti. Nebo ‘yu havalara, havalara atıp atıp tutuyor, sırtında gezdiriyor, kucağına alıyor, kanepeye oturtuyor, minicik bir at edip sırtına biniyor, elinden tutup halay çekiyor, beline sarılıp dans ediyor, küçük kızı fıkır fıkır güldürmek için yapmadığını bırakmıyordu.

    Nebo ‘yu ortalarına alarak yere konulmuş ekmek tahtasının çevresinde bağdaş kurduklarında Gokko Fuat evrenin en büyük şöleninin bulgur pilavıyla ayrana kaşık sallamaktan, iri bir baş kuru soğanı güçlü bir yumrukla kırmaktan daha güzel ve daha görkemli olamayacağı kanısına varmıştı bile.

    Gokko Fuat öğle yemeğinden sonra Nebo ‘yu akşama dek köy içinde gezdirdi, eğlendirdi, geçmiş olsun demeye kalkışanlara pas bile vermedi. Akşamleyin aynı bulgur pilavına, aynı ayrana kaşık salladı. Bazan güldürerek, Bazan şakacıktan korkutarak ve Bazan öperek, bazan sıkarak Nebo ‘yu uyuttuktan sonra odasına çekilip anasının serdiği yünden yapılma yer yatağına uzandı. Ellerini başının altına yerleştirerek dilinden bir türlü eksilmeyen garip bir lezzetle uykuya daldı.

    Ertesi sabahın geç bir saatinde, anası ve yanında Nebo, elinde bir bardak süt olduğu halde, kendisini uyandırmak üzere odasına girdiğinde Gokko Fuat artık yaşamamaktaydı. Üzerindeki çiçekli basma yorgan didik didik didilmiş, başının altındaki kuştüyü yastık yırtım yırtım yırtılmış, altındaki yün döşek tiftik tiftik atılmış ve delikanlının o iriyarı vücudu paramparça olmuş, dağılmış, savrulmuştu. Bileğinden kopmuş bulunan sol eli oda kapısının eşiğindeydi. Karnı ta bacaklarının arasından göğsünün ortasına kadar yırtılıp açılmıştı. Kucağında kan içinde bağırsaklar durmaktaydı. Yüzünün ve başının ötesine-berisine birer iri hançer biçiminde cam kırıkları saplanmıştı. Yerler et parçaları ve pıhtılaşmış kan içindeydi.

    Gokko Fuat sanki yattığı yerde korkunç bir araba kazası geçirmiş, koltuğundan kurtulup ön camdan fırlayarak paramparça olmak suretiyle yaşamını yitirmiş gibiydi.

    (Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) nun

    DURDU AVRAD isimli (Metafizik) Öyküler ‘inden > 67 -124/124)

    Etraf'tan rastgele
  • Biraz Cesaret
  • Nasrettin Hoca
  • Yaşam
  • Dikkat!!! Her An Bir Dolandırıcılık Olayına Maruz Kalabilirsiniz…
  • Çocuk Eğitimi

  • Sonraki Sayfa »