Tem 03 2009

Söz(üm) Üzre Paraf’a

Etiket: Etraf YazılarıKülliyat @ 20:37

KülliyatPayitaht-ı Etraf’ın asude padişahı

Cümleye, şuaraya şahsın, söz almaya geldim

Sır olan gönlün; kelam-ı muhabbet dergahı

Siret-i ervahsın, özgeden öz almaya geldim

 

Araf eyletir yeis ümit arası bir dem bekletir

Yafta-ı Külliyat vurur manaya mana ekletir

Hali hüzünle varsam, neşe-i meşkle paklatır

Kalbten kalbe seyyahsın, bir iz almaya geldim

 

Refik-i güldür menzilinde gülistan olana

Rikkat-i dil verir bağında bülbül olana

Ebediyyen dost kalır,  ahiri ehl-i dil olana

Ruhul eminden ruhsun, bir cüz almaya geldim

 

Aklı müflis kılan, ey akıldan öte olan

Akl-ı başımızdan alan, daim akılda kalan

Nur-u nar ile yakan, canımızdaki drahşan

Firakınla bitmez ah’sın, bir naz almaya geldim

 

Fevkaladeliğin fevkindeki ey güzel nisa-ı insan

En aşikar içinde dahi gözlerimize pinhan

Buyruğun üzere bu sözlerim kabul et ey sultan

Mekan-ı etrafınla salahsın, haz almaya geldim

 

(her kıtanın ilk harflerini yukardan aşağıya okuyunuz)…

Etraf'tan rastgele
  • Ufak At Şenol
  • Maske
  • Yağmur
  • Sus-Uyuyorum
  • Aşina Yalnızlıklar

  • Tem 03 2009

    Bu Gidiş Başlangıç

    Etiket: Etraf Yazılarıeylül2424 @ 20:36

    Züleyha SELÇUKfilizlenecek yeniden kuruyan dallar,
    aşk için gitmeye mecburum anla,
    bir yeni hikaye olsun dilinde,
    beni öyle ayrılık yanlısı sanma.
    bilirim sen hala gitmemden yaralı
    ve kırık bir tebessüm dahi tatmazsın,
    ben gittim bitti ya her şey,
    sen beni gitmeden anlayamazsın,
    ayrılık ayracı konmalı bu defa,
    bütün tümcelerde gidiş sedası,
    titreyen içini aldım yanıma,
    kor alevli üşüyen ellerimi sana bırakıp,
    senin hüznün bitsin diye
    yaşanmalı bu ayrılık!
    hayra yor bu istenmez gidişi,
    bütün düşlerimi sana bıraktım.
    senden giderken dahi,
    benimi en özge cana bıraktım.

    Züleyha SELÇUK

    Etraf'tan rastgele
  • Seni Seviyorum
  • Bilim Kurgu/Kurgu Bilim...
  • küçük bir hikaye
  • Özlem
  • Ayrılık

  • Tem 03 2009

    Sevdamızın Ekvatoru

    Etiket: Etraf Yazılarıedward34 @ 20:35

    Hayrettin TAYLANGözyaşların damladıkça sevda toprağıma düne karışır kokunun fidesi. Sensizlik büyür her yanı çöllerle kaplı vahamızda.
    Oysa sevdanın bayrağı, henüz bulaşamadığımız, bakışamadığımız, ele ele tutuşamadığımız sevgiyle büyüyen Everest’lerimizde. Düşlerini doğrulanmamış gidişlerde kaybeden, özünü acılarla sulayan, andıçları gönlünde taşıyan yürek sevilerinin zulasında aklanan aşkımızın aynasında taranmak yaşanmaya aranmaktır gözyaşı güzelim.
    Çürümüş bir hayalin güneş yanığı yerinden yar olma pusulamı aldım, adım hep senle anılır gibi yaşanmayla dengeleşiyoruz.
    Zamanın ışıklarını göstermediği yapma ışıltıların aşk kervanında hancıyım yabancı sevdalara. Atıma binip sımsıkı sarılan bir Leyla’yı koşturuyorum yabansı ve bitimsi sevdalara.
    Her sözün doğrusundan, aşk doğumdan güneşlenen ifadi gidişlerin yolunda ekilmiş bir tarla gibiyim. Başaklarım altın esintili, sen belki geçersin sallanışın dalgalandır başak halimi hilal kaşlım. Ve nadaslarıma atılan bir öykücüğü okur gelirim sana:
    ” Gençliğinin baharında, aşkın harındayken annenden izinsiz sokağa çıkmışsın. Şiddetli bir yağmur ve fırtına eve dönüşte uçan çatılardan, devrilen ağaçlardan sığınmak için bir apartmanın girişinde beklemişsin. Islanmış, eteği parçalanmış, yüreği dağlanmış yaralı ürkek bir ceylan gibi beklemişsin oracıkta. Bir bey gelmiş seni almış, sen kanmışsın yardımcı olacak diye. Meğer adam fuhuş mafyasının lideriymiş. O şiddetli yağmur, fırtına günlerce sürmüş, sen orada acıların son filmini oynamışsın. Adam sana tecavüze kalkışmış tam sırada pencere kopmuş adamın kafasını parçalamış. Şiddetli rüzgâr ve yağmur dinmişti biraz.  Günlerdir orada aç susuz yaşamışsın. Bense gençliğimin baharında saçları arkaya taramış, jölelemiş aşk kaçkını gibi senin alıkonulduğun apartmanın oradan geçiyordum.  Bir de baktım kafam sert bir cisim değdi, küçük bir taşa bir not sararak kurtulmak için bir şeyler yazmışsın. Başım kanlar içinde, beyaz gömleğim aşk kırmızına boyanmıştı. Notu alıp okudum, hemen bir polisle eve geldik. Ve sen odanın bir köşesinde güzelliğin tanımı olarak masumca, acınacak ne kadar hal varsa çeşni olmuş gözlerinden yaşlar odayı kaplamış halde öylece kalakaldım sana. Polis başında ağır yaralı gaddar, bütün kötü kelimelerin üç noktalısını kelepçeleyip karakola götürürken bense, başında akan kanla seni kucakladım, kanlarla gözyaşlarımız karışık bir sevdaya ezber olurken her şey öylece başlamıştı kederimin gülü”

    Her kalışın hasta anında, demir yalnızlığının tabletlerinden seni içince kendim olurum biraz. Sonu görünmeyen, ufku gözlenmeyen, sözle anlatılmayan, kitaplara sığmayan, sevgi sözcükleriyle anlatılmayan güzelliklerin baharında açılan kıpkızıl bir güldün ve hep güldün bana.
    Yalnızlığın mimiklerinde, kalma jestlerini ütüleyen bir sevda yaşantısının muzır ve asi dehasıydım.
    Kor gelişlerin yeşil sağrısında mevsimleri yaktım, her anım senli bir ilk bahar gibi çiçeklenmişsin özümün sahilinde. Ve o mevsimlerin nefesi güle adaklı kokularda avuçlarından ormanlara açılan temiz bir havanın güzelliğini yaşamak isterdim seninle.
    Acılar düşürmemek için hep çiçek kalmanı en fazla meyve vermeni hayal ettim. Bir sonraki mevsimin hazan olduğunu düşünmeden senin hep ilkbaharındaki hardım. Isındıkça yaz geldi, gülücüklerinden, bakışlarından, nazlarından, azlarından, kaçışlarından meyveler verdin.
    Sonbaharın olmasın dedikçe aklımda mitolojik sıvalar döküldü, babil asmalarından sana getirdiğim son kırmızı üzümden özünün şarabını içirdim. Bir Taç Mahal yerine yüreğimin sarayını sundum, yetmedi erkekler ağlamaz ama ben ağladım. Gözyaşlarımdan bir gölet oluştu. Senin gönderdiğin mektuplarla bir küçük gemi yaptım. Şimdi yazdıkların yüzüyor hüzünlü bir gölde ve de sensiz. Sen ağlama gözyaşı güzelim.
    Oysa, güneşten önce düşünün ışığını gördüğüm, ışık düşmeden saçlarını ördüğüm, sancılarıma ilaç olan gül ermişliğimin son kızıl anı.
    Öptükçe yüreğinden ağladım, ağladıkça gökyüzü ağladı, buluştu tüm sular sevdalara. Sellerine geldik, uzat ellerini.
    Hiç unutulmaz anılarla yüreğinin burçlarında sabahladım, üşüdüm yalnız ve aç kalmış bir sokak kedisi gibi ciğerine kadar işlendim.
    Şimdi, son bir kez daha bak yaşayamadıklarımıza. Bütün parçalanmışlıkların acısına çizgiler çizdim, pişmanlık pergeliyle.

    Yeniden bir doğrunun üstüne utulmaz sevdamızın ekvatorunu çizdim. Bir yarım senli ve unutulmaz küre, bir yanım umudun son buzul küresi. Yönlerimi sana göre belirledim aşk mevsimim bilesin.Hayrettin TAYLAN

    Etraf'tan rastgele
  • Eminlik Benim Köyüm - (1)
  • Özlem
  • Can Dostum Eylül'e
  • Susma
  • Zümrüt Mabedim - (Yalnızlığımın Yalnızlığındayım)

  • Tem 03 2009

    Aynaya Baktım

    Etiket: Etraf YazılarıBarış Erdoğan @ 20:34

    Barış ERDOĞAN aynaya baktım marylou

    yoktum

    sana baktım marylou

    çoktum

    Barış Erdoğan Anamur

    Etraf'tan rastgele
  • Düşlerin Buzul Tuvalinde Donmuş Sevdam
  • Görmek ile Görmek Arasındaki Fark
  • Bir Gün Kavuşuruz
  • Yasaklar
  • Gelin Olmuşsun

  • Tem 03 2009

    Tentene & Meçhul Paraf

    Etiket: Etraf YazılarıMeÇHuL_PaRaF @ 20:33

    Meçhul ParafHani ağaçlar can suyuna muhtaçtır
    İşte ben de öyle muhtacım sevgine
    Toprak yağmursuz olmaz
    Yağmurum ol damla üzerime
    Yürek sevgisiz huzur bulmaz
    Ağaç dalsız çiçeksiz olmaz
    çiçeğim ol misler gibi kok bana…
    Sabahlar güneşsiz doğmaz
    güneşim ol ısıt ruhumu
    Ruhunun Ateşi yakar bedenimi
    Hasretin ağlatır geceleri
    Mendilim ol sil gözlerimi
    Kurumuş dudaklarım çatlar
    Adını anmazsam eğer
    Geceler dar gelir düşlerime
    Gözlerine bakamazsam
    Can suyumsun, ben ise ağacınım
    Sana muhtacım…
    Her gecenin deminde
    Sabahın şafağında yağan çiğ tanesinde
    Yani sende (tentene)yim
    Meçhule dalar gözlerim
    Düşlerim, dile gelir
    Sözlerim kaleme gelir
    Paraf olur yüreğim
    Parelenirim…
    Güzel bakan o gözlerin alır meçhulü tene
    Severse çok sever bu yürek bir kere
    aramıza girer dağlar, denizler, ovalar, ırmaklar,
    Hasretlik çektikçe hüzünlenir
    Yarelenirim…
    Ten tene muhtaç, can suyuna
    Ayrılıklar alevlendirir gerçek sevenleri
    Alevinde yandırır gülüşleri
    Meçhule kalmasın vuslat
    Dağları aşıp, denizlere karışıp,
    Ovalarda gezip, aşk için ırmaklarda boğulmayınca
    Aşk nasıl yaşanır?
    At kendini aşkın azgın dalgalarına…
    Teninin sıcaklığı yakar bedenimi
    hasretin öldürür zavallı yüreğimi
    Gönül bahçeme ektim senin sevgini
    Öyle senle doldum ki
    Ne göl ne ırmak ne deniz boğar
    Ne de söndürür yürekte sana olan sevgi ateşini…

     

    02.07.2009

    Etraf'tan rastgele
  • Candan Erçetin
  • Güle Güle Mc Donald’s
  • Bir
  • Sılaya Özlem
  • Radyo Hikayesi...

  • Tem 03 2009

    Şiirler

    Etiket: Etraf Yazılarıengelli-yasamak @ 20:32

    engelli yaşamakşiirlerde sevdim seni

    sana yazıyorum

    her zaman da yazacağım dostum

    bir arkataşım oluyorsun

    bir kadınım oluyorsun

    bir rüyam oluyorsun

    bir de kuşlarla selam yolladığım dostum oluyorsun

    seni anlatmak hayalimdeki kadını anlatmak gibi

    seni anlatmak sevda türkülerini söylemek gibi

    hiç dinlemek bıkmadığımız

    seni anlatmak şiirleri anlamak gibi

    seni anlamak ise

    parafı anlamaktır.

    hayatım canım arka-taş’ım

    parafın hiç eksik olmasın

    yazılarımdan ve kalbimden…

    Etraf'tan rastgele
  • Nazlı Güzel
  • Avrupa' da Hiyle Var...
  • Arkadaşım Kitap
  • Siz Şiirlerimi Okuyun
  • Fazla Zalim Olma; Günahtır Bana

  • Tem 03 2009

    Mektuplaşmak-4

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 20:32

    Fadile Barlıoğlu26.08.1978

    Sevgili İsmet’ im;

    Mektubundan anlaşılıyor ki moralin çok bozuk. Aşk olsun sana. Sen benden de iradesiz misin? Halbuki ben ışığımı senden alıyorum. Sen böyle yaparsan ben nasıl olurum, bunu hiç düşündün mü? Niçin böyle yapıyorsun? İnsanların başına her şey gelir. Dar günün ömrü kısa olur. Geçer, sabretmek lazım. Ben de üzülüyorum. Fakat kendime daha kötü örnekler gösterebiliyorum. Kendimi teselli edebiliyorum. Olmaması lazımdı. Ama oldu. Şimdi bize düşen sabır. Bak iki tane çocuğumuz var. Bizim onları düşünmemiz lazım. Can düştüğü gün nasıl Allah’ a şükrettim. Ya Can ölseydi? O zaman ne yapardık? Bu bir gerçek. Ben her zaman gerçekleri görebiliyorum. Sen de görmelisin. Sen erkeksin; daha kuvvetli olmalısın. Bana da kuvvet vermelisin. Şu olsaydı, bu olsaydı lafları boş. Başımıza bir iş geldi. Şimdi sabırla, iradeyle bunu yenmeliyiz.

    Yine bizi kıskanmalılar. Bak nasıl günler geçirdiler. Ama şimdi ne kadar mutlular, ne kadar mutlular demeliler. Ben bu günleri bekliyorum. Sen de beklemelisin. Ne var ki; 2 sene veya 3 sene. Geçer. Yeter ki ölüm olmasın. Daha iyisi de olabilirdi. Olmadı. Ne yapmamız lazım. Hadi kendi kendimizi öldürelim. Çözüm mü? Hayır. Sabır!.

    Ben hep iftiharla söylüyorum. Benim kocam pis işlere karışmaz diye. Sana ne elalemden hep evet de geç. Yoksa yaşayamazsın. Sen artık kendini düşünmeyeceksin. Sen bana kız, sitem et, söv. Ben hazmederim. Razıyım. Öfkeni benden al. Bana ne yaparsan yap. Yeter ki sen iyi ol. Tamam mı? Sen beni de düşünme! Cem ve Can. Onlar seni çok seviyorlar. Hem baba, hem arkadaş olarak seviyorlar. Bana zaman zaman, babam senden daha iyi kalpli diyebiliyorlar.

    Cem devamlı inşallah babam çıkınca daha iyi olur diyor. Can da seni bir başka türlü seviyor. Bazen düşünüyorum: Bizim bu kadar yüce sevgimiz böyle bizi biri birimizden ayırdı. Ve ben buna inanıyorum. Ölüm olmasın. Yılmaz Güney’ in karısı benden daha güzel, onun da çocuğu var. 5 Seneden beri kocasını bekliyor. Benim ne üstünlüğüm var ondan. Ben de seni beklerim. Bekliyorum. Bir gün kavuşacağız. Sen gerçekten şanslısın. Benim gibi bir karın, iki tane delikanlı oğlun var. Bu kadar kötümser olmamalısın. Bir kere bu günler alnımıza yazılmış. Dördümüzün de. Çaresi yok. Sen rahat olmalısın ki ben rahat olayım. Ve çocuklarımıza iyi bakayım. Ben de huzursuz olursam çocuklarımız ne olur. Onların ne günahı var. Onlara yazık değil mi?

    Seni çok özledim. Hep yanında olmak istiyorum. Bazen düşünüyorum. Dördümüzü bir araya hapsetseler ve öylece otursak diye. Tabii hayal…

    Can çok sinirli bir şeey oldu. Bana ne diyor biliyor musun. Beni içeri hapsetsinler, babamı bıraksınlar diyor. Bazen da senin yanına gitmek, orada seninle kalmak istiyor. Küsünce günde 10 kere küsüyor.

    Sadece bizim başımıza gelmedi bu. İlk defa biz değiliz. Yeryüzünde binlerce ailenin başında. Onların canı yok mu? Sonra bu bizim için sürpriz olmadı. Başımıza geleceğini biliyorduk. Kafanı bozma. Geçer. Dar günün ömrü az olur. Geçen mektubumda yazdım, yine yazıyorum. Çünkü çok beğendim.

    Allahım gülleri niçin dikenli yarattın dememeli; dikenler arasında gülleri yarattığın için sana şükretmeli.

    Ya güzelim, bunlar hayatın dikenleri. Sen üzülme, beni de üzme. Can’ a ve Cem’ e ayrı ayrı mektup yaz. Onları özlediğini yaz. Ben söylüyorum ama sen yazarsan daha iyi olur.

    Oldu mu Co.

    Can ne diyordu: “Yakala, yakala Co.” Hatırlıyor musun? Sen hapisten çık ben bir tane veya iki tane daha doğuracağım. Bir kız istiyorum. Bir de oğlan veya kız. Hayırlısı olsun. Cem’ in doğduğunu hatırlıyorum. Hem de dün gibi… Cem 9′ u bitirdi 10′ a girdi. 2708.1978 - 27.08.1969… Görüyorsun zaman nasıl geiyor. Hızlı ve zalim…

    Aşk olsun sana; benden ne istedin de yapmadım? Biraz geç oluyor. Ama sen beni anlamalısın. Ancak yapabiliyorum. Ev-banka-çocuk-çarşı-pazar… Ancak yetişebiliyorum. Geç de olsa, yapıyorum. Yapmadığım bir şeyler varsa sen söyle. Belki de unutmuşumdur. Özür dilerim. Hatırlat; yaparım.

    Çetin nasıl bir çocuk, gördün. Babası hiç seslenmiyor. Annesi yine öyle. İşte o da çocuk Cem ve Can da çocuk.

    Annem çok kötüleşti. Hasta. Artık eskisi gibi değil. Görsen… Yaşlı. Kimbilir ben yaşlanırsam nasıl olurum.

    Sendeki o makinenin filmi 50 lira. Flaşların tanesi 17.50. Bu resimlerin tanesi 5 lira. Öbür makineyi kimse yapamadı. Şehreküstü’ de Ağa Cami’ nin yanındaki tamirciye götürdüm. Yapabilirse, yapacak. Alacağım o zaman ve sana getiririm. Sen bana iyi küsmüşsün. Ama bana küsme. Bana sitem etme. Çünkü senin küsmene dayanamam. Bilirsin.

    Ben sana her gün, her an, her dakika yazmak istiyorum. Olmuyor. Bundan sonra yazacağım. Gecemi, gündüzümü, her şeyimi, derdimi, neşemi. Oldu mu hayatım benim.

    Seni öperim. Hem de doya doya. Cem ve Can’ la beraber.

    (Not: Benim seni seviyorum, seni ölünceye kadar beklerim; benim senden başka kimsem yok demem seni mutlu etmiyor mu?)

    Etraf'tan rastgele
  • Sılaya Özlem
  • 'Bayram'da nöğürdünüz, ne kesdiniz ağnadıvırın!'
  • Tentene & Meçhul Paraf
  • Bir Kadın Tanıdım Görmesem De Az Ama Çok Şey Anlatan
  • Üç Yanlış

  • Tem 03 2009

    ThEBeDDuA ByMcKabZe McEgZeRi - 15

    Etiket: Etraf YazılarıMc Paraf @ 20:30

    Mc ParafOlmaz mı yar solmaz mı çiçeklerim sen gidince
    benim sevgim sende bitince çiçeklerin solmaz mı
    senin sevgin bende soğumaz mı
    bunu anlamadın mı ben de seni

    seviyorum sana ölüyorum senin için yaşıyorum
    seni hala çok ama çok seviyorum
    bunu da senden bekliyorum
    çünkü ben hiçbir zaman sensiz olamıyorum

    bunu sen de çok iyi biliyorsun beni anla güzelim
    ben senin için ölmüşüm derim
    senin sevgin için ölmüşüm ben be güzelim
    bunu anlamanı, seni sevdiğimi bilmeni isterim

    ben seni sadece bir günlük aylık için değil
    bir ömür boyu mutluluk için severim
    senin için ölümü bile denerim
    yeter ki beni sevmeni isterim
    yeter ki beni sadece beni sevmeni isterim.

     

    Mc-Egzeri

    Etraf'tan rastgele
  • Sarı Saçlarına Kul-Kurban Oldum
  • Sözlerin
  • Bilemezsin...
  • 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun.
  • Badem

  • Tem 02 2009

    Bu Gece

    Etiket: Etraf YazılarıMeÇHuL_PaRaF @ 20:19

    Meçhul Parafsevgi yumağı olamadık

    yine bu gece

    hep hasret doldu ciğerlerimize

    istesek de dokunamadık birbirimize

    gözler görse de gönül ağladı bu gece

    sigaramın dumanı

    saatlerin zamanı

    Bir başka bu gece

    gözlerimin ağrısı

    yüreğimin sızısı

    alnımın yazısı

    başka bu gece

    yıldızların bakışı

    gecenin yakışı

    başka bu gece

    yatağımın kokusu

    kollarımın boşluğu

    eksik bu gece

    sevdiğim sen bende

    ben sende olsak da

    yine bir başınayım

    yine yalnızım bu gece

    bazen güzel görünse de insan

    Güler yüzü belki ama içi kan ağlar

    yürek buruk, yürek kırık başka sızlar

    bu gece

    mutluluk gözyaşlarını dökemedim

    gecenin sessizliğini bozamadım

    aşkından yeri göğü inletemedim

    yine bir başınayım

    yine yalnızım bu gece

    bu gece…

    27.06.2009

    Etraf'tan rastgele
  • Sevmek Nasıl Anlatılır?
  • Öylesine Gelmiş, Öylesine gideceksin….
  • "Va mı?"
  • Güvenilir Gazete Ve Güvenilir Yazar Olmak.
  • Dargınlığa Zaman Yok; Ömür Öyle Kısa ki

  • Tem 02 2009

    Suzidil - Akrostiş

    Etiket: Etraf Yazılarıengelli-yasamak @ 20:17

    engelli yaşamakGittiğin yerden gel

    Emel’im suzidil’im

    Laleler boynunu eğdi

    Sümbüller dile geldi

    Umutlar tükendi

    Zeytinler döküldü

    İlk türküm gel artık gel…

    Etraf'tan rastgele
  • ThEBeDDuA ByMcKabZe McEgZeRi - 14
  • Hollandalı Yula Neden Türkçeyi Öğrenmedin?
  • Kimsin Ki
  • Ağabeyim
  • Bu Aşkın Şehidi Ben

  • Tem 02 2009

    Alvarlı Âşık Reyhani-5

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 20:15

    Alvarlı Âşık Reyhani3*

    Ey İlah’ ım, nazar eyle

    Halime, nun, kaf aşkına.

    Bana lütf u ihsan eyle

    Sırr-ı ‘Min Aref’ aşkına.

    Sensin her bir derde ilaç,

    Cümle âlem sana muhtaç,

    Rahm et bana, bir kapı aç

    Makam-ı refref aşkına.

    Kandil, ber’ at ve nübüvvet,

    Ha, mim, ya, sin, elham, ebced,

    Dünya, ahret, cehim, cennet,

    Ay, güneş, kevkeb aşkına.

    Reyhani’ yi bir kul eyle,

    Amalini makbul eyle,

    Duasını kabul eyle

    Saat-i eşref aşkına.

    ————————————————

    3* Nun harfi, kaf harfi aşkına şu durumuma bir göz at ey Yaratan’ ım. Dertlerin ilacı sensin. Evrendeki her şey sana gereksinir. Bana refref makamı aşkına acı ve bir kapı aç. Kandil gecesi, Berat gecesi, Hz. Muhammed’ e peygamberlik verilen gece, ha harfi, mim harfi, ya harfi, sin harfi, Fatiha Suresi, ebced hesabı, ay, güneş, yıldızlar aşkına. Reyhani’ yi iyi kullarından say. Yaptığı-ettiği işleri olduğu gibi pekilen ve eşref saat aşkına yakarışını kabul et.

    Aşığın burada kullandığı ‘Eşref Saat’ sözcükleri ‘Şansın açık olduğu saatler, uğurlu anlar’ anlamındadır. Uğura, şansa inanan metafizik eğilimli kimseler, varlığına inandıkları bu tür anlarda yaptıklarının-ettiklerinin kendilerini kazadan-beladan uzak tutacağını varsayarlar. Çağında ‘Konstantinopolis’ adı verilen ‘İstanbul’ un böyle bir eşref Saat’ te kurulduğuna inanılır. Kentin bulunduğu yere gelen eski Roma’ lılar, buraya Kral’ larının adını verebilecekleri bir kent kurmayı tasarlarlar. Ancak, temellerini atabilmek için ‘Eşref Saat’ e gereksinirler. Kral, ‘Müneccim’ lerinden yani ‘Astrolog’ larından ‘Eşref Saat’ i belirlemelerini ister. Adamlar, sarayın temellerinin atılacağı yerlere direkler dikerler, bunlara ipler bağlayıp üstlerine çıngıraklar asarlar ve uğurlu saati beklemeye koyulurlar. Saat geldiğinde; çıngıraklar ardı ardına çıngırdanacak ve temeller de atılacaktır. Bekleyiş günler sürer ve günlerden bir gün bir leylek yerde bir yılan görür. İnişe geçer, yılanı gagalar, yükseklere kaldırır. Amacı; içgüdüsel olarak hayvanı aşağılara bırakıp öldürmek ve inip yemekten ibarettir. Ancak, yükseklerden bıraktığı yılan, taşlık-kayalık bir yere düşeceğine, müneccimlerin gerili iplerinin birinin üzerine düşer. Çıngıraklar çıngırdar: Eşref saat gelmiştir. Temel atılır. Fakat kentin eşref saatinin hükmü 1453 yılından öteye de geçemez.

    E

    4*

    Bilmez oldum hangi yöne gideyim,

    Dağlar sis içinde, duman çöllerde,

    İki başlı olmuş her türlü halim,

    Hancı dağ başında, kervan çöllerde.

    Talihsiz insanım, bahtım çok kara,

    Köle oldum ben bir, nazlı nigâra,

    Korkarım öldürür beni bu yara,

    Hasta dağ başında, derman çöllerde.

    Gönül sevdiğini nişangâh eder,

    Ağlaya ağlaya maksuda gider,

    Gizlice hıçkırır, gizli ah eder,

    Avcı dağ başında, ceylan çöllerde.

    Âşık Reyhan, aşk elinden dert alır,

    Güman var ki; tatlı canı mert alır,

    Belki bir harami yahut kurt alır,

    Sürü dağ başında, çoban çöllerde.

    ———————————————————

    4* Ne yapacağımı, ne edeceğimi bilemez oldum. Dağlarım sis içinde, dumanım çöllerde. Ona el atsam; buna zarar veriyor, buna el atsam; onu yaralıyor. Çölde kervanıma han arıyorum, han ta dağların başında. Ne kadar şanssız bir insanım ki; nazlı bir sevgiliye kalkmış da köle olmuşum. Ben nerelerde hasta düşmüşüm, dermanım ta nerelerde. Bu yara beni öldürmez de ne yapar? Aşk Âşık Reyhani’ ye sadece üzüntü getirdi. Nasıl olsa; ben bu yolda bu canı vereceğim ama umarım ki; tatlı canımı bir namert almasın da, hiç olmazsa mert alsın. Canımı uğruların, kurtların alması bile bir namerdin almasından yeğdir. Çobanlığıma aldanmayın; sürümü dağ başında bırakmış da düşmüşüm çöllere.

    Âşık ikinci dörtlüğünde; sevgiliden ‘Nigâr’ olarak söz etmektedir. Burada bir gerçeğe yöneliş değil, bir imreniş ve yansılama vardır. Zira ‘Nigâr’ ın, Köroğlu’ nun ‘Telli Nigâr’ adıyla ünlü sevgilisi olduğunu bilmekteyiz. Dahası; Reyhani’ nin çevrelerinde sazı eşliğinde Köroğlu Destanı’ nı, arkasını bir sonraki gecelere bıraka bıraka söylediğini de biliyoruz. ‘Hanım’ı n yerine ‘Nigâr’ ı koymasının bundan kaynaklandığı konusunda pek de bir kuşkumuz yoktur.

    5*

    Nasıl ağlamayım? Nasıl yanmayım?

    Yar aşkı sinemi sardı bir kere.

    Verdiğim ikrardan nasıl döneyim?

    Âşıklar ikrarı verdi bir kere.

    Yaramaz bir işe yarayan boştur,

    Aklı noksan olan zaten sarhoştur,

    Mürşid-i Kamil ‘i arayan hoştur,

    Girenler yollara girdi bir kere.

    Kendi bildiğine kanmamak lazım,

    Herkesi günahkâr sanmamak lazım,

    Ateşi görünce korkmamak lazım,

    İbrahim de nara girdi bir kere.

    Kamil isen; kayıp etme kemalin,

    Mevsimsiz rüzgâra uğratma dalın,

    Sofi her gün görmek ister cemalin,

    Âşık Rayhani ‘nin derdi bir kere.

    ———————————————————

    Sevgilinin aşkı göğsümü böylesine sarıp sarmalamışken ben nasıl ağlamayayım, nasıl yanmayayım? Ona verilmiş ‘Evet’ imden nasıl dönebilirim? Seven sevdiğine ‘Evet’ dedimi demiştir. Değersiz işlerle uğraşanlardan daha boş kim vardır? Akılsızlıkla sarhoşluk arasında fark mı olurmuş? Mürşid-i Kamil yani ‘Noksansız yolgösteren’ aramanın zamanı mıdır? Bilenler o yola zaten girdiler bile. Kendi bildiğinle yetinmeye kalkma; eksik kalırsın. Sakın, her gördüğünü günahkâr sanma. Ateşi görünce neden korkuyorsun ki? İbrahim de o ateşe girmemiş miydi? Noksansızsan; noksansızlığını koru ki; noksanlı olmayasın. Mevsimsiz rüzgârlara sırtını niçin veriyorsun? Sofilere kalsa; onlar Yaratan’ ın yüzünü her gün görmek isterler. Oysa Âşık Reyhani bir kere de görmeye razı.

    Aşığın üçüncü dörtlükte sözünü ettiği ‘İbrahim’, kendisine ‘Peygamberlerin Atası’ da denen ‘Hz. İbrahim’ dir. Hz. Muhammed ünlü ‘Veda Hutbesi’ yani ‘Ayrılış Söylevi’ nde ‘Bugün sizlere dedem İbrahim’ in hanif olan dinini tamamladım.’ Demek suretiyle getirdiği İslamiyet’ in İbrahim Dini temellerine dayandığını belirtmiştir. Söylencelere bakılırsa; Hz. İbrahim Nemrud yönünden ateşlere atılmış fakat yanmamıştır. Çevresi ateş ve alev yerine güllerle, çimenlerle çevrilmiş, tümüyle yanıp biten odunlar balığa dönmüşlerdir. Urfa’ daki Balıklı Havuz’ daki balıkların bu balıklar olduğu söylenir, olayın Urfa ‘da vuku bulduğundan söz edilir. Zira Urfa Peygamberler Kenti’ dir. ‘Nemrud’ ‘Acımasızlık’ ın simgesidir. O Nemrud, gerçekte Babil Kralı Nakubadnazar’ dır. Anlatıldığının tersine; kendisi acıyan, esirgeyen, herkese eşitlikle ve hakça hükmeden, ülkesini refaha, varlığa ve şana götüren bir kraldır. Dünyanın 7 harikasından biri olan Babil Asma Bahçeleri, bu hükümdar yönünden gerçekleştirilmiştir. Bilinen; Hz. İbrahim’ le Nabukadnazar ‘ın çağdaş olmadıklarıdır.

    Şiir 6+5 duraklı 11′ lik hece ölçüsündedir. Durakları baştan sona böyle ve kusursuz gitmektedir. Yazık ki; âşık, dörtlüklerinde anlamı kafiyelere kurban etmektedir. Kafiyelerin ‘Verdi bir kere, Girdi bir kere, Girdi bir kere, Derdi bir kere’ olduklarına bakılırsa; kafiyede bir kekeleme olduğu söylenebilmektedir. Dahası; ilk üç dörtlüğün ‘Sardı, verdi, girdi, girdi’ den ibaret kafiyeleri buradaki fiillerin birer ‘Di’ li Geçmiş Zaman’ ından ibaret oldukları halde, son dörtlükteki ‘Derdi’ sözcüğü bir addan ibarettir ve bu kafiyelerdeki paralelliği ister istemez bozmaktadır.

    Son dörtlükteki ‘Dalın’ sözcüğü, ikinci şahsı gösteren bir mülkiyet zamiridir. Yani bir Pronom Personel’ dir. Erzurum ağzı kaynaklıdır. Aslı ‘Dalını’ yani ‘Sırtını’ olmalıdır. Ağaç dalı anlamında söylendiği öne sürülse de; ‘ı’ harfinin kafiyeye kurban edildiğini söylemeden geçemeyiz.

    Etraf'tan rastgele
  • öyle
  • Atatürk Kaç Kitap Okudu Biliyor Musunuz?
  • Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?
  • Sensiz
  • Gelin Arabası

  • Tem 02 2009

    2 Temmuz -Vicdan-

    Etiket: Etraf Yazılarıarjin_ @ 20:14

    SivasCivanın ağırlığı yüreğime oturdu
    Karbon monoksit zehirlenmesi
    Yaşıyorum
    Boğuluyorum…
    Yaklaşıyor yine
    2 Temmuz
    ———

    2 Temmuz günü
    Bir kentin ızdırabını yaşıyorum
    Yanıyorum
    Yanarken bile sorguluyorum
    Ey karanlık!
    Kork artık benden…
    Yokluğum seni yok edecek!
    ———–
    2 Temmuzda,
    Azgındılar
    Salyalar akarken ağızlarında
    Bütün öfkelerini
    Bir bidon benzine sığdırmışlardı.
    —–
    2 Temmuzda
    Ölüm yanı başındaydı
    Avluyu dolduran kalabalık hınca hınç…
    Korkunç ulumalar
    Kaplamış gökyüzünü dumanlar
    Ağlıyordu gündüz vakti yıldızlar
    —–
    2 Temmuzda
    Madımak’ta bir türkü sesi duyuldu
    Nerede kaldınız
    Görmüyor musunuz?
    Duymuyor musunuz?
    Neden bu sessizlik
    Neredesiniz!
    Nerede kaldın ey insanlık…
    —–

    2 Temmuz,
    İnsanlık için en karanlık gün
    Hadi hesabını soralım
    Hep birlikte bu günün
    İnsanlığın vicdanı
    Parçalasın artık zincirlerini…

    Etraf'tan rastgele
  • Mektup - 2.1,2/7
  • Galiba Veya Nihilist
  • Biricik Aşkım - Akrostiş
  • ThEBeDDuA ByMcKabZe McEgZeRi - 15
  • Yaşamak

  • Tem 02 2009

    ThEBeDDuA ByMcKabZe McEgZeRi - 14

    Etiket: Etraf YazılarıMc Paraf @ 20:12

    Mc Parafsokaklarda gezdiğimiz o günleri hatırla
    seni deli gibi sevdiğimi hiç unutma
    bakıyorum sen beni çoktan unutmuşsun
    ama ben seni unutamadım asla asla

    kaldım bir başıma kimsesiz
    sevemez oldum ben kimseyi
    senin aşkından olmuşum kör
    senden başkasını göremiyorum ki

    inan ki gel de şu halimi gör
    ağlıyorum akşamdan sabahlara
    sensiz ne acılar çektim gel de onu gör
    duvarlarda senin resmin

    ben her gece onlara bakarak bitmişim
    ben senin yokluğunla her gün bitmişim
    senin yokluğunla ölmüş
    senin yokluğunla bitmişim.

    Mc-Egzeri

    Etraf'tan rastgele
  • Anılar
  • Küfürbaz
  • Ağlayan İhtiyar
  • Niyaz
  • Sanki

  • Tem 01 2009

    Feylesofun Nazlıcan’la Öz Savunusu

    Etiket: Etraf Yazılarıedward34 @ 21:09

    Hayrettin TAYLANSoy tenini saran benim aldığım çiçekli pazenlerden. Yırtmaçlı bir eteğin belki yok, o yüzden yırtık dağ eteklerinde yalnızım. Çıkar matem elbiseni, mavi uzaklardan sonra başlayan gri özlemlere.
    Çık çırıl-çıplak araların arasına başka çıplak tenleri tanımayı zorlama. Yaşamın durularında durulansın tavırların. Beni kapsam alanına al. Yeni baz istasyonumdan olmalı ki her yerde çekiliyorsun. Sesin yok, sessizliğin var, geçmişin var. Yaşattıklarınla iletişim kuruyorum.
    -Senin suçun var mıydı ki… Bırak gidişler utansın çıplak ihanetlerimden.
    -Maskeler madalya olmuş bir işlenen hatanın paydası senken. Tüm zamansız kelimeleri, gitmelerin yüklemeni vurgulanan öğe yapma. Böyle dil bilgisi konularında cilveler yapma. Edebiyatçıyız diye sevda çerçilerin de anlayacağı aşk diliyle konuş biraz.
    -Evet, sözcükler benliği kirletmesin, temizlik yürek işi, aşk temizliği yüreği de aşar.
    Ben sözlerin büyücüsüyüm. İksirimden bir kez iştin ömrüme misafir oldun.
    Şimdi efsunlamış sözlerime inanmıyorsun. Şairsin ve sen zaten yazarsın.
    Evet, yazmak derdi olanların sözcük ekmeği. Benim derdim, sensin.
    -Hangi bulmacanın cevapsızlığı titretiyor bilinmezliği. Bu imkansızlık acep bulmacanın karalarında mı?
    Yüzüm mü kızardı? Diye bir bilmece sorma. Ha sahi tek bildiğim, bilmece var, sana da sorsan cevabı gelir mi? Ki cevabı gelirse bil ki bu aşk gülünde kurumayacaktır.
    Bilmece:” Pencereden ay doğdu görenler hayran oldu, anası kızken, kızının kızı oldu”
    Cevabı.”Hiç”liğin ”Hiç” liğim olsun; ama cevabı bu değil, senden cevap bekliyorum.
    Yaşamak ile ölüm arasında sen tinimde ben teninde akışlar yakarışların dibinde.
    Hiçliğimin derininde hoşluğun neden boşlukları sürekli klonluyor. Her hissimde neden senden yeni senler doğuruyor yaşanmışlık.
    Ben sonsuzluğunun görünmezlerinde, yeni kutsi bir kitap yazmıyorum. Aşksızlığını kitabıma göre ayarlıyorum. Araf’ında ateş yok, yüreğinde bir “sırat” beni atmak istiyorsun cehennemine. Dur yeniden “sırat”ında geçip benim sana sunacağım bizli cenneti dinle, gör. Ayırma teninden tinimi… Özüme doğru, doğru sevgiler akıt.
    Olması istenenin olanaksızlığı, aşk gözlerini geleceğin bilinmeyenlerine aşırıyor. Kayıtsız bir dilenciye yakaran umudun son sözünde sus biraz.
    -Hiçbir aşk, aşka imkansız ve sevmeye imansız değil.
    Bir ”ada”dır, kavuşamadıklarım. Bir adaya düşersen götürmek isteyeceğin üç nedir diye soruldu.
    -Cevap:- sen, sen, senli olan ben… Üçümüz yeteriz; ama hiç kimsenin ada olmadığına duyulan inanç, beni sensizliğin sonu olmayacağına götürüyor.
    Şok amaçların coşkusuyla anlaşılmaz bir çelişki irdeliyor. Acabaları deşiyorum her gün. Balkonda yıldızlarını ezberliyorum. Onların hesabıyla acabalarımızı sorguluyorum.
    Öteki yüzünün, yaşadığı ana inancını yitirmiş yalnızlığının yersizliğinin adasında mutlu olmana zarar vermiyorum. Bu gece, zaman bir baykuşun tanıklığında, bu gece sensizlik bir gelişin umut ışıltısında. Bu gece, kader, kederin kayıtlarında, bu gece rüya, sonu hayırla biten amaçların beyazında, bu gece hayal, son halinden daha ötede, bu gece ben biraz daha karışık pizza kadar sana alışık.
    Bir bekleyişin ritmik ilerleyişinde ortaya çıkan bir sonsuzluk yanılgılarını pazarlıyor. Güven, sonsuzluk yansımasının tortusu olarak hayat damarını tıkıyor. Gelmenin kanı seni durduruyor. Öznenin özle varlık bilincinin keder karşısında ve kederle iç içe oluştuğu zamanlarda sensizlik yaşamaya ana olman bile yetiyor.
    Yaşamdan duyduğum korkumun, aşktan süzüldüğüm yaralı belleğimin sevi uçlarında,
    Nedir aradığım ve nedir yitirdiğim? Diye sorma….
    Aşk doğumlarının ve tutku yıkımlarının arasında sıkıştım, karar ile arar arasında ne kararına ara, aramıza karar oldum.
    -Biraz kendime kendiyim. Biraz sanırım sana acımaya nazırım. Ya da sensin benim hiçliğim, hoşluğum, boşluğum, kavuşma sancım.Hayrettin TAYLAN

    Etraf'tan rastgele
  • Satranç Hamleleri
  • Nar Yemenin Faydaları
  • Yaşamak İsterken
  • Yoksun
  • Kaybolan Yılların Durağındayım

  • Tem 01 2009

    Mektuplaşmak-3

    Etiket: Etraf Yazılarıismetbarlioglu @ 21:08

    İsmet BARLIOĞLU24.01.1985

    Sevgili Cem;

    Son mektubundan yansıyan yaşama sevincin beni mutlu etti. Daha da güzelleşerek böyle sürüp gitmesini dilerim.

    Öğrencili hayatının arkadaşlar arası ilişkilerinin teferruatına, haberleşmenin denetime tabi olduğu bir yerde bulunmam dolayısıyla, şimdilik girmem mümkün değil.

    Aslında; mektubunda bahsi geçen konularda sana söyleyebileceğim çok şey var. Tam sırası gelmişken bu konularda seninle söyleşmek kim bilir ne güzel olurdu. Ancak, meseleyi her yönüyle ve bütün doğal açıklığı ile yazışmamız pek mümkün değil. Beni anlıyorsun herhalde.

    Sadece; önceki mektuplarımda yeri geldikçe belirtmeye çalıştığım bazı hususları burada tekrar hatırlatmamın iyi olacağı kanısındayım.

    Cezaevinde hükümlü sıfatıyla yatıyor olmama rağmen, ben, hayatım boyunca doğruluktan, dürüstlükten, olumluluktan yana olmaya çalıştım. Hep iyiye, doğruya, güzele sempati duydum. (Çelişkiyi; hayırlısıyla çıkıp da sizlere kavuşabilirsem karşılıklı enine-boyuna konuşacağız.)

    Sizleri de, annenle ben, bu doğrultuda yani iyi, güzel, doğru yönünde mayalamaya çalıştık, hala da elimizden geldiğince çabalıyoruz. Bu konuda -bir bakıma üzülerek ifade edeyim ki- annenizin üzerinizdeki payı benimkinden çoktur.

    Ve neticeden ve Can’ dan ve senden memnunuz. Sizinle her bakımdan iftihar ediyoruz. Doğruluğunuzdan, dürüstlüğünüzden, olumluluğunuzdan zerrece şüphemiz yoktur.

    Maya tutmuştur. Endişemiz yoktur. Sevinçliyiz.

    Benim -her iki anlamda da- büyük oğlum;

    Arkadaşlık ilişkilerinde güven esastır. Olduğun gibi görünmek, göründün gibi olmak çok önemli Güvenilir bir yapıya sahip bulunman dolayısıyla sana güvenerek yaklaşanları hiçbir şekilde yanıltmayacağına kesinlikle inanmama rağmen, güven konusuna çok önem verdiğim için altını çizmeden geçemedim.

    Arkadaşlıklar hep aynı şekilde devam etmeyebilir. Senin herhangi bir tutum ya da davranışın neden olmasa bile; sana çok yakın gelen bir arkadaşın, tahmin edebileceğin ya da edemeyeceğin, bileceğin ya da bilemeyeceğin nedenden veya nedenlerden dolayı senden uzaklaşabilir.

    Demem o ki; ister yakınında olsun ister daha düne kadar yakınında iken uzağa gitmiş olsun, seni tanıyanların hepsi seni güvenilir, mert, olumlu bir insan olarak anımsamalıdırlar.

    Daha uzun yazmama gerek yok. Sen benim ne demek istediğimi cin gibi anlarsın. Çünkü sen hem Cem’ sin hem de benim, hem de Fadile Hanım’ ın ilk oğlusun. Arkadaşlık ilişkilerini dozuna göre ayarlayabilecek, annesinin bilgisi ve onun imkânları çerçevesinde sürdürmenin yolunu bulabilecek olgunluktasın. Sana uzun uzun ne yazabilirim ki?

    Mektubumu Can’ la, Can kardeşinle ilgili satırlarla bitirmek istiyorum.

    O’ nun mektubunu seninkinden birkaç gün önce aldım. O, birçok bakımdan, senin kadar mutlu görünmüyor. Bu cümleyi izah etmek için uzun uzun yazmak yerine -ikimizin arasında kalması koşuluyla- bana gönderdiği son mektubundan bazı alıntılar yapmam daha isabetli olacak:

    “Yeni yıl da geldi. Anneme kendi çapımda bir hediye almaya çalışacağım. ‘Alacağız.’ Diyemiyorum. Çünkü eski günler geride kaldı. Cem büyüdükçe benden uzaklaşıyor. Eskiden birlikte para biriktirip annemize hediyeler alırdık… Hey gidi günler hey!… Bilsen şimdi o günleri çok özlüyorum…”

    “… Sen çıktığında ben 16 -17 yaşında olurum. İnşallah daha erken çıkarsın da, evde benle ilgilenen, beni anlayan, beni yeterince anlayan birisi olur…”

    (Bu arada sevgili arkadaşlar, annesinin anlattığına göre; sevgili Can ağlarken “Babaaa” diye ağlarmış o dönemlerinde. Bunu da eklemek istedim..)

    Delikanlı;

    Can’ın izni ve haberi olmadan sana aktardığım yukarıdaki satırların aramızda kalması dileğimi tekrar hatırlatır ve derim ki: Can, -sebep ne olursa olsun- kendini yalnız ve mutsuz hissediyor. Belki tam isabetli, belki de hatalı değerlendirmeleri. Ne olursa olsun; gerçek şu ki Can mutsuz… Duygu ve düşünceleri önemli çünkü. Onların da bir kısmı bütün açıklığı ile yukarıda işte.

    Sevgi bizim en önem verdiğimiz unsurdur. Can, evimizin, yuvamızın en küçüğü, sevgiye ve ilgiye en çok ihtiyacı olanıdır.

    Can’ımı sevgisiz ve ilgisiz bırakmayın. En azından, böyle hissetmemesi için elinizden geleni yapınız.

    Hepinizin gözlerini senin kara gözlerinde hasret ve muhabbetle öper, esenlikler, başarılar, muhabbetle öper, başarılar, mutluluklar dilerim.

    Gönlünüzden sevgi eksilmesin.

    Hoşcakalın benim canım canlarım…

    Baban

    İmza.

    Etraf'tan rastgele
  • "Va mı?"
  • Ayşem - Akrostiş
  • Kestane Şekeri
  • Ben Seni Sevdim de Öldüm..
  • Kategorize

  • Sonraki Sayfa »


    Kapat
    E-posta ile paylaş